Archive for the ‘Felsefe’ Category

WİTTGENSTEİN BİRİNCİ DÖNEMİ

Wittgenstein 20. yüzyılda felsefeyi kendisinden bir sonraki adıma taşıyan filozoftur. Çalkantılı bir yaşamı olan ve babasından edinmiş olduğu bütün varlığını geride bırakıp mütevazı bir yaşam süren filozof, mühendislik eğitimi alırken Russell ve analitik geometriden etkilenmiş ve bunun sonucunda felsefi bir sistem oluşturmaya başlamıştır. Felsefeyi farklı bir boyuta taşıyan filozof özellikle Russell’dan etkilenmesinin sonucu olarak analitik felsefe ve matematiğin dilini okumaya ve anlamlandırmaya çalışmıştır. Filozofun çalışmaları gerçekten bir çığır olma özelliği taşımış ve sonraki döneme ışık tutmuştur. Wittgenstein’in çifte devrim olarak nitelenen felsefesini birbirinden keskince ayırabileceğimiz iki dönem olarak ele almak mümkün gözüküyor: ilk dönemde yapmış olduğu mantıksal çözümlemeler ve bununla ilintili olarak ortaya koymuş olduğu eseri tractatus logico –philosophicus (mantısal felsefi risale) dönemi, ikinci olarak dil çözümsel felsefesini ortaya koyduğu ve philosophische untersuchungen(felsefi araştırmalar) dönemi. Okumaya devam et

Ludwig Wittgenstein

Wittgenstein birinci dönemin temel eseri olan Tractatus ’ta, dilin fonksiyonunu nasıl gerçekleştirdiğini ve dilin sınırlarını ortaya koyacak bir teori geliştirmeyi amaçlamıştır. Dil düşünceyi ifade ettiği için, onun üstlendiği bu görev, aynı zamanda düşüncenin sınırlarına dair bir araştırma olarak anlaşılmak durumundadır; başka bir deyişle, onun projesi, Kant’ın kalkıştığı işin, yani Kritik der Reinen Vernunft’un dille ilgili olan versiyonuna tekabül eder.

Tractatus’un iki temel tezi ya da öğretisi vardır: Bunlardan pozitif olan ve dilin dünyayı resmederek, onu temsil ettiğini öne süren birincisine göre, olgusal dilin önermeleri dış dünyayı, olguları resmeder, mantığın önermeleri ise totolojilerdir. Buna mukabil, eserin olumsuz olan tezi ya da öğretisi, ahlaki, dini, ve hatta felsefi söylemin dilin sınırlarını aştığını ifade eder. Wittgenstein’ın, her tümcenin mümkün bir durumun, varolan bir olgunun resmi olduğunu öne süren söz konusu dil ve anlam görüşüne göre, tümce ya da önermeler, son çözümlemede basit nesne ya da şeylere gönderimde bulunmak durumunda olan isimlerin bir birleşimidir. Okumaya devam et

Varoluşçu felsefenin öncüsü Sören Kierkegaard

Sören Kierkegaard 1813-1855 yılları arasında yaşamış olup, varoluşçu felsefenin öncüsü olarak tanınan Danimarkalı filozof. Temel eserleri: Enten -Eller [Ya/Ya Da), Forfrens DagBog (Baştan Çıkarıcının Güncesi], Frygt og Baeven [Korku ve Titre­me], Sygdommen Til Döden [Umutsuzluk Üzerine İnceleme].

Sören Kierkegaard 1813-1855 yılları arasında yaşamış olup, varoluşçu felsefenin öncüsü olarak tanınan Danimarkalı filozof. Temel eserleri: Enten -Eller Ya/Ya Da), Forfrens DagBog (Baştan Çıkarıcının Güncesi, Frygt og Baeven Korku ve Titre­me, Sygdommen Til Döden Umutsuzluk Üzerine İnceleme.

Aydınlanmanın geliştirdiği doğa bilimle­rini örnek alan bilgi ve akılcılık anlayışına şiddetle karşı çıkan Kierkegaard, Aydınlan­manın nesnelliği vurgularken, geleneksel din ve ahlâkın hakikatlerine karşı aldığı düşman­ca tavırdan rahatsız olarak, öznel hakikatin önemini vurgulamıştır. Hegel gibi, inanç ve aklı, hümanist bir teolojiyle daha yüksek bir düzlemde uzlaştırmaya çalışmak yerine, inançla aklın uzlaşmaz Olduğunu savunan ve inançla akıl arasındaki yarığı daha da geniş­leten Kierkegaard, fideizm yoluna girmiştir. Okumaya devam et

Huzursuzluğun Felsefecisi Soren Kierkegaard

Birçok düşünür onun gerçek bir felsefeci olduğundan kuşku duysa da Kierkegaard korku, ironi, inanç ve özgürlük üzerine yazdığı yazılarla düşünce dünyasına önemli katkılarda bulunmuştur. Gençlik döneminin amacı kendini bulmaktı. Tek başına aramanın zorluklarından olacak, arayışını yazılarını imzalayan öteki-benlerinden oluşan bir ekiple sürdürmüştü.

Søren Kierkegaard hayatı boyunca hiç ayrılmadığı Kopenhag’da 1813 yılında doğdu. Babası Michael Pedersen Kierkegaard’ın bağlı olduğu Pietizm mezhebinden kaynaklanan melankolisi, günah ve lütuf takıntıları ve acı çekmeye eğilimi, genç Søren’in hayata bakışını derinden etkiledi. İlk eşini çok erken yitirdikten sonra ev sahibesiyle evlenen baba Kierkegaard, yün ticaretinde büyük başarı elde etti. 40 yaşına geldiğinde işi bırakacak kadar zenginleşmişti. Büyük yoksulluk içinde geçen çocukluğunda Michael Pedersen’in Tanrıya lanet etmişliği vardı ve bunun sonucu olan pişmanlık tüm ailenin hayatını etkileyecek kadar derin oldu. Okumaya devam et

Çağdaş Felsefe

On dokuzuncu yüzyılın sonla­rından başlayıp günümüze dek uzanan felsefe.

Felsefe hiçbir zaman boşlukta gelişme­yip, kültürün bir parçası olarak, daima çağın siyasi ve toplumsal koşullarıyla ilişki içinde ortaya çıktığına göre, çağdaş felsefe­nin de, yirminci yüzyılın koşullarından etki­lenen, yirminci yüzyıla özgü bir bakış açısı vardır. Çağdaş felsefe içinde yer alan tüm filozoflar, aralarındaki farklılıklara karşın, işte bu bağlamda, bir parçası oldukları mo­dern toplumun ilgi ve problemlerine yanıt vermek durumunda olmuşlardır. Şu halde, çağdaş felsefeyi karakterize eden birinci özellik, onun yirminci yüzyılda ortaya çıkan kimi temel durum ve oluşumlardan, örneğin modern toplumun bilim karşısında­ki ikircikli tavrından, dile yönelik ilgiden, dünya savaşlarının yarattığı umutsuzluktan, toplumsal koşulların yarattığı güven bunalı­mı ve yabancılaşmadan, vb, yoğun bir bi­çimde etkilenmiş olmasıdır. Okumaya devam et

Prof. Dr. İsmail Tunalı kimdir?

1923 yılında Silistire’de doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversite’sinde Felsefe Bölümünü bitirdi. 1952 yılında Avusturya Viyana Üniversitesinde doktorasına başladı. 1953 yılında Asistan olarak göreve başladı. 1961’de Doçent, 1966’da Profesör oldu. 1984 yılında Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilimdalı Başkanlığı ve Felsefe Bölümü Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1989’da emekli oldu. Almanca, Latince bilir.

Ömer Naci Soykan Kimdir?

1945 yılında Rize’de doğdu. İstanbul ve Hamburg Üniversitelerinde felsefe, sosyoloji, klasik diller ve edebiyatları okudu. Fenomenoloji, bilgibilim, dil-, kültür-, tarih felsefesi, estetik ve etik alanlarında, Türkçe ve Almanca yazılı-sözlü yayın etkinliklerini yurt içinde ve dışında sürdürmektedir. Mimar Sinan Üniversitesi’nde felsefe profesörüdür. Okumaya devam et

BRECHT’İ ANLAMAK

Üretici Olarak Yazar

27 Nasan 1S34’de Faşizm Üzerine Araştırmalar Enstitüsü’nde Yapılmış Olan Konuşma

“Görev, entellektüellerin ruhsal girişimleriyle, üretici olarak ko­numlarının özdeşliğinin farkına varmalarını sağlayarak, onları işçi sınıfına kazandırmaktır.”

Ramon Fernandez

Platon’un Devlet modelinde yazarları nasıl ele aldığını hatırlarsınız. Toplumun çıkarları için, yazarlara toplum içinde yaşama hakkı tanımaz… Platon edebiyatın gücünü pekala biliyor, fakat,.yine de onu zararlı ve gereksiz bulu­yordu—tabii mükemmel bir devlet söz konusu olduğunda. Yazarın varolma hakkına ilişkin soruna, Platon’dan bu ya­na, aynı önem verilerek pek de sık değinilmemiştir. Ancak bugün sorun gündemdedir. Tabii ki bu biçimde çok ender olarak ortaya atılmıştır. Fakat hepiniz soruna şu değişik biçimiyle az ya da çok aşinasınızdır: Yazarın özerkliği, yani yalnızca istediğini yazma özgürlüğü. Siz ona bu özerkliği tanıma eğiliminde değilsiniz. Mevcut toplumsal durumun yazarı, etkinliğini kimin hizmetine sunmak istediğine karar vermek zorunda bıraktığına inanıyorsunuz. Burjuva eğlencelik yazan böyle bir seçimi reddeder. Siz de ona, ka­bul etmiyor da olsa belli bir sınıfın çıkarları doğrultusun­da çalıştığını kanıtlarsınız. İlerici bir yazar ise böyle bir seçimi görmezlikten gelmez. Seçimini sınıf mücadelesi te­meline oturtur ve proletaryanın tarafına geçer. Bu noktada özerkliği sona erer. Etkinliğini, sınıf mücadelesinde prole­taryaya yararlı olabilecek biçimde yönlendirir. Bu, çoğun­lukla belli bir yöne eğilim göstermek olarak adlandırılır.

Kültür Endüstrisi: Kitlelerin Aldatılışı Olarak Aydınlanma

sanathayat

DİZİ EDİTÖRÜ Ali Artun

Bütün hakiki sanat ve felsefe eserleri, toplumun yaşadığı hayattan kendilerini ayırt etmekle birlikte, her zaman onunla ilişki içinde olmuşlardır. Bu kadar körcesine ve acımasızca kendi kendini tekrar eden hayatın günahlarını reddetmeleri, bağımsızlık ve özerkliklerinde ısrar etmeleri, bilinçsiz de olsa, bir özgürlük vaadini ima eder. Theodor W. Adorno

THEODOR W. ADORNO

Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi

ÇEVİRENLER

Nihat Ülner – Mustafa Tüzel – Elçin Gen

clip_image002

iletişim

Kültür Endüstrisi: Kitlelerin Aldatılışı Olarak Aydınlanma*

* Theodor Adorno ve Max Horkheimer, "Kulturindustrie. Aufklärung als Mas­senbetrug*, Dialektik der Aufklärung. Philosophische Fragmente, Suhrkamp Taschenbuch Wissenschaft Erste Auflage, 1997 Lizenzausgabe mit Genehmi­gung der S. Fischer Verlag GmbH © des Anhangs Suhrkamp Verlag Frankfurt am Main 1981 © 1944 by Social Studies Association, Inc., New York Für die Neupublikation © 1969 by S. Fischer Verlag GmbH, Frankfurt am Main Alle Rechte vorbehalten. Bu metin. Kabala Yayınlan tarafından önümüzdeki aylar­da yeniden yayınlanacak Aydınlanmanın Diyalektiği adlı kitapta yer alıyor, Suhrkamp Verlag’ın Türkiye temsilcisi Onk Ajans’ın ve Kabala Yayınları’nın izniyle yayınlandı. Çeviri üzerinde yapılan değişiklikler için yayıncıdan izin alındı.