İNSANI İLİMLER MÜMKÜN MÜDÜR ?


İnsan yapısına ait fizik olgulara, böylece, üstün bir derece ha­linde mânevi olgular katılırlar ki, işte asıl biz bunların tetkikine mânevî ilimler sistemi deriz. Bu sistem içerisine psikoloji, filoloji, tarih, Lengistik, İktisat, Hukuk, Ahlâk, İlâhiyat, Estetik, Mantık  Siyasî ilimler, ilâh… “girerler. Butün bu ilimlerde dış tecrübe, tran­sandantal metod, manevî hayatın benzerliği (Gleichartigkeit) sa­yesinde bazı objelere iç tecrübenin nakli metodu tatbik edilmek­tedir. Mânevi âlem tabiat âleminden bilhassa şu hususta farklıdır ki, birincisinde ayrı ayrı iradenin esaslı rolü olduğu bir çok gaye  sistemleri (systéme téléologique) vardır. Bununla beraber bu sis­temlerin olguları yine de tabiat olgularına dayanırlar ve onları ken­dilerine temel olarak alırlar: İklim, gıda, coğrafi muhit, insan ce­miyetinin maddî mânevi tekâmülünü şartlandırırlar. Mânevi-ha­yatımız tabiatın bize verdiği imkânlar içerisinde gelinir.

Dilthey’in bu görüşüne az çok yakın olan sosyoloji cereyanları arasında, pozitif olmak iddiasına rağmen, yine sübjektif tecrübeden hareket eden bazı cereyanlar vardır: Meselâ Pierre Lavrov’a, ve­ya Tchek sosyoloğu Chalupny’ye göre bu ilim esasında, psikoloji gibi “sübjektif tecrübe” üzerine kurulabilir. Burada sübjektif tec­rübe deyince bir kısım Alman psikologlarının (meselâ Würzbourg mektebinin) “Tecrübî içe bakış” dedikleri şeyi kasdediyorlar. Test­ler yardımiyle objektif ve sübjektif görüşlerin birbirini tamamla­masından başka bir şey olmıyan bu metod psikolojide bir dereceye kadar tatbik edilebilirse de, sosyolojide onun nasıl gerçekleşeceği kolay kolay anlaşılamıyor: Tarihe, içinde yaşadığımız kavimlere, hattâ devresi insan ömrünü aşan büyük cyclique vakalara ait tec­rübeler yapmak hemen hemen imkânsızdır. Fazla olarak, bu tec­rübelerin istenildiği kadar ve istenilen şartlar altında tekrar edile­bilmeleri de mümkün değildir. Böyle durumlarda tecrübe tekrarsız, ferdî olarak kalınca Dilthey’in bahsettiği içe bakışa dönmek de zarurî olur.

Dilthey burada “Mânevî ilimler” görüşüne karşı Windelband tarafından ileri sürülen şu esaslı itiraza cevap vermektedir : Bu zata, göre, psikolojinin metodu tabiat ilimlerindekinin aynıdır. Bu itiraz doğru bile olsa, manevî ve tabii ilimler ayrılışına karşı delil olamaz. Çünkü onun konusu hangi şekilde tetkik edilirse edilsin yine doğ­rudan doğruya şuur olacaktır. Aksi takdirde hiç bir psikoloji müm­kün olamazdı. Bu suretle o tabiat ilimleri karşısına iç âlemi koymak üzere onlardan ayrılacak, ve onlardan farklı bir âlemi temsil ede­cekti. Fakat hakikî bir psikoloji, Dilthey’a göre aslâ natüralist metodla tetkik edilmiş ve konusunu aydınlatmış değildir.

Windelband muhteva farkından hareket-eden mânevi ve tabii ilimler ayrılığı yerine, bilgide hedeflerin şekil (formel) karakteri­ne dayanan başka bir sınıflama koymak istiyor: Onlardan bir kısmı umumî kanunları, diğer kısmı cüz’î tarihi vakaları araş­tırırlar. Tabiat ilimleriyle psikoloji birinci zümreye, öteki mânevi ilimler ikincisine girerler. Dilthey’a göre ise, mânevi ilimlerin özel­liği umumî ile ferdînin birleşmesindedir. Bu ilimler insanî – tarihî hayatın aileleri, tipleri ve fertleşmelerinin şartlarını hazırlayan se­beplik münasebetlerini araştırırlar (22).

Öyle görünüyor ki Dilthey, tabiî ve manevî ilimleri” metod ve konu bakımından kesin surette ayırdıktan sonra, bu yeni ilimler zümresini, bazı hücumlara karşı müdafaa edebilmek için, her ikisi arasında ortalama şekilleri bulmaya, birinden ötekine derece derece geçişi sağlamıya çalışıyor.” Nitekim bu yolda onun ardından giden Max Weber, sosyolojiyi tabiat ilimlerine bağlamak üzere ihtimali­yet metoduna başvurmaktadır.

Cereyanın önderinden başlıyan bu uzlaşma (compromis) teşeb­büsleri de gösteriyor ki, iki ayrı ilim görüşünü fiilen devam ettir­mek, çok güç, hattâ imkânsızdır. Mânevi olgular eğer varlıklarını tabiî şartlara borçlu iseler, onların tetkiki yalnızca bu şartlara bağlı olacaktır. Fakat bu şartlar nerede başlıyor ve nerede bitiyorlar? Ne­reye kadar nüfuz edebilirler? Eğer gıda, iklim, nüfus kesifliği, mor­folojik muhit, ilâh.. mânevî olguları hazırlıyorsa bu şartların bittiği ve müstakil mânevî olguların başladığı sınırı çizmek neyle temin edilebilecektir?

Diğer cihetten iç tecrübenin metodu olan anlamayı başka in­sanlara, başka canlılara nasıl yayabiliriz? Bu eğer onların bize ben­zer ifade vasıtalarına sahip olmalarından ileri geliyorsa, bizim dı­şımızdaki mânevî varlıklardan ancak tefsir yoluyla haberdar olabi­liyoruz ve doğrudan doğruya bilgi yalnız kendi şuurumuza hasre­diliyor demektir. Tefsir yoluyla başka insanların, başka canlıların olduğunu bilmek hiç bir zaman hakikî bilgi demek olmadığına gö­re, Dilthey’in felsefesi, sonunda, bir solispisizm’e saplanmıya mah­kûmdur. (*).

Bu suretle de hiç bir şekilde aşkın (transandantal) bir ruhî var­lıktan bahsetmeye hakkımız olmayacaktır. Başkasının varlığını an-

Reklamlar

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: