İNSANI İLİMLER MÜMKÜN MÜDÜR ?


Fiziko-şimi, fizikle kimyanın henüz ayrılmadıkları müşterek sahayı ele alan, cisimcikler ve dalgaların birlikte çalıştıkları, bir taraftan fizik kanunları diğer taraftan atomun yapısı vasıtasiyle kimya kanunlarının meşruluklarını içerisinde bulduğu madde âle­mine ait en geniş ilim görüşü halini almıştır. Böyle bir ilim fizik ve kimyayı inkâr etmek şöyle dursun, onları daha rasyonel ve izah edilebilir bir hale getirmeye yarar.

Canlılar âleminde ilk basamak olan nebatları incelemekle işe başlayan Morpho-biologie, fiziko-şimi kanunlarından faydalanmak­la beraber onu geniş mikyasta aşmaktadır. Her ne kadar tropisme şekilleri bir bakımdan bu kanunlara bağlı iseler de, nebatın” hareket­leri âdi reaksiyonlardan fazla birşeyi ihtiva etmektedirler: Onlarda ‘tesir ve-aksi tesir arasında, nebatın iç muhiti dediğimiz ve onu fi­ziki muhitten ayıran organizasyona ait bir fasıla vardır. Unsurlarla bütün arasındaki münasebet mürekkebleştikçe fasıla genişler, yahut fasıla büyüdükçe unsur ve bütün münasebeti mürekkepleşir. Böy­lece, tabiî kanun yeni bir sahada değişik şartlar içinde cereyan etmiye mecbur olur. Büyüme, çoğalma, mükemmelleşme, çözülme ve mahvolma dediğimiz hayat safhaları maddeden tamamen ayrı olan bu yeni sahanın mahiyetini tayin eder.

Vakaa, yapma madde imâlindeki başarılar (*) şimi-fizikçilerin hayata nüfuz için cesaretlerini arttırdı. Fakat unutmamalıdır ki şimi-fiziğin harikaları maddî vasıflar sınırını hiç bir zaman aşma­mıştır ve aşacağına dair hiç bir-alâmet -görünmüyor. Lakhosky gibi bâzı âlimler vitaminlerle spektroskopun karanlık hatları (raie) ara­sındaki sıkı münasebeti ilerleterek her elektro-manyetik dalga fre­kansının muayyen bir vitamine karşılık olduğunu gösterdiler: BöyIece bir nebatın etrafından bir elektrik kavsi (circuit électrique) geçirmek suretiyle onda dumûr-husule getirmek veya diğer bir elekt­rik cereyanı ile dumûru izale-etmek gibi müdahalelere giriştiler. Bu suretle, günün birinde vitaminlerin bütün hayatî vasıflarını elektro-manyetik dalgalarla temin etmek mümkün olacağı ümidin­den cesaret alarak hayatîn, “esasında, elektro-manyetik dalgaların muayyen bir şiddet derecesinden ibaret olduğunu iddia ettiler. Ni­tekim aynı temayüldeki bazı filozoflar da bunu şuura kadar yaya­rak bilginin foto-elektrik bir hücre faaliyetinden başka birşey ol­madığını söylediler. Fantezilerden sarfınazar, bu araştırmalarda doğru cihetler de yoktur denemez. Gerçekten hayatî faaliyetlerin temeli olan bütün maddî unsurlar bu suretle canlandırılabilir, ve­ya-dağıtılabilir. Fakat bu hayatın, hattâ en iptidai şeklinde bile,

onların terkibi veya yüksek bir derecesi olduğunu söylemek demek değildir. Bütün bu teknik müdahalelerle hayatî organizasyonu imâl yolunda en ufak bir adım atılmış olmadığı gibi, vasıflarından bir kaçı dahi bir araya getirilememiştir.

Uzvî kimyanın hayata en yakın kısmı olan colloide’ler sahasın­daki ilerlemeler kimya ile hücre ilmi (cytologie) arasındaki duvarı ortadan kaldırmaktan âciz kalmıştır. Bu olaylar karşısında “İlimde birlik” iddiasının yalnızca kuru bir nefis -güveni “ve determinizm imanı ile hareket etmesine de imkân” yoktur. Çünkü bizzat fizik olaylarının temeline ait olan prensipin tatbikatta büyük güçlüklerle karşılaştığı, hattâ mikro-fizik sahasında yerini ihtimaliyet, diyalek­tik, ilâh., gibi vetirelere bırakmak üzere çekildiği malûmdur. Şu halde nasıl olur da bu boş güvenle hayatın saf şimi-fizik kanunlara ircaı hususundaki hayale kapılabiliriz?

Psiko biyoloji de aynı suretle, hareket, tehlikeden korunma ve hücum vasıfları ile muhitine bağlanan bütün canlıların, en iptidaî şekillerinde bile, bir kontrol merkezi; ile, bir nevi şuurla kaim ol­duklarını görmek üzere hayat olaylariyle şuur olaylarının aslî bir­likleri esasından hareket etmektedir.

Hayvanı nebattan ayıran başlıca-vasıf – amib gibi en iptidaî şeklinde dahi – böyle bir kontrolün mevcut olmasıdır . Bu bakımdan, hayvan muhitine pasif bir bağlılık halinde kalmayarak tehlikeler karşısında vaziyet almak, şikârına atılmak, çiftini, yuvasını veya gıdasını seçmek imkânlarına sahip olduğu halde, nebat bütün bun­lardan tamamen mahrum bulunmaktadır. Bu kontrol iptidaî hay­vanlarda localisé olmamış bir “halde iken mükemmellerinde sinir sisteminin doğuşu ile gitgide ayrı bir fonksiyon ve hakikî bir merkez şeklini almaktadır. İptidaî veya mükemmel hayvanlarda bir nok­taya vurulan darbenin ıstırap şeklinde bütün uzviyete yayılması da gösterir ki kontrol ayni zamanda hem bütünde, hem parçalardadır. Başka tâbirle acı başta» ayakta veya kollarda olduğuna göre “can” adetâ o noktada toplanmış gibidir. Aristo’nun bahsettiği Anima, hareketli canlının bütün faaliyetlerini organize eden, onu hücum­lara karşı koruyan, hücuma sevkeden, tehlike ve muhit değişmesi karşısında vaziyet almağa götüren, hasılı onu muhitin basit bir de­vamı olmaktan çıkararak potansiyelini her an yeni_muhit değişme­leri karşısında kullanmasına, başka deyimle. bir nevi “Biyolojik hafıza” (Eugenio – Rignano) ya sahip olmasına sebep olan. işte bu kontrol kuvvetidir. – Ona, anthropo-morphisme’e düşme tehlikesinden korkmadan “Ruhî” dememizin sebebi bu vasıflarla insan ve hay­vanların müşterek ruhî hayatı arasında davranış bakımından hiç bir fark olmamasından ileri gelmektedir.

Bu meseleleri burada ayrı ayrı derinleştirmiye makalemizin hacmi elverişli olmadığı için,, onları başka vesilelere bırakarak yalnızca hayvan âlemini veya insanla hayvan arasında müşterek olan ger­çeği inceleyen ilmin Bio-psikoloji değil, fakat tam tersine Psiko- bioloji olduğunu söylemek istiyoruz. Geçen asırdan beri bu sahayı aydınlatmaya çalışanların üzerinde durdukları fikir1 ise, Bergson ve daha bir çoklarının biraz mübalâğalı, fakat haklı tenkitlerine uğ­ramış olan ve ruhî olayları biyolojiden, onları da fiziko-şimiden çıkarmak isteyen mekanist görüş idi.

Böyle bir görüşün başlıca mahzuru nebat, hayvan ve insan ara­sındaki mahiyet farklarını inkâr etmekten başka, bu gerçek derece­lerinden her birindeki tamamlayıcı ve zıt çift karakteri görmemesi, onun – meselâ nebatta intibak ve ilca (impulse), hayvanda içgüdü ve duyumlar halinde sistemleştiğini, eski bir felsefe tâbiri, ile bi­rer “Çoklukta birlik” vücude getirdiğini düşünmemesidir. Bu yüz­den Loeb, deniz kestanelerinin (oursin) çoğalmasındaki sırrı çöze­memiş, Driesch onu boş yere her parçanın teveccüh ettiği bir “gayelilik” meyline atfetmiş, ve ancak yakın zamanlarda Jordan, par­çaların bütün tarafından baskılanması yüzünden, onlarda her birinin kendi potansiyelinden yalnız bir kısmını meydana çıkarması ve bu sayede canlının organik bir surette farklaşması, ve bunun ne­ticesi olarak da her parçanın bütünden ayrıldıktan sonra kendi po­tansiyeli ile onu tekrar kurması şeklinde izah etmiştir. Jordan’ın bu izahı şüphesiz yalnız iptidaî hayvanlar hakkında doğrudur. Hay­vanlar silsilesi ilerledikçe sinir sistemi, kontrol vazifesini merkezleştirdiği için parçalarla bütün arasındaki rabıta daha kuvvetlen­mekte ve bütünün bölünmesi parçaların uzviyeti devam ettirme imkânını kaybettirmektedir.

Fakat uzviyet bu ilerleyişte bir taraftan kaybettiğini başka bir bakımdan tamir etmektedir. Çünkü bu mürekkep hayvanlarda par­çalanmanın tamir edilemiyecek hale gelmesi hayatın ölümle niha­yet bulmasını zarurî kıldığı için tehlike şuurunu” arttırmakta ve bunu koruyacak olan zümre şuurunu meydana çıkarmaktadır. Bu hal, şüphesiz, diğer cihetten parça ile bütün arasındaki organik münasebetin gittikçe kuvvetlendiğine ve kontrol merkezine ait fonk­siyonların yükseldiğine delâlet eder ve psiko-biolojinin insandaki hayvanı ciheti izah edebilmesi bu suretle mümkün olur. İlmin bu yeni yolu mekanist eski fizyolojinin şuuru unsurlara irca için yap­tığı boşuna gayretlere nihayet verdiği gibi, finalist psikolojinin de daha eski çağdan beri nous veya anima adları ile maddeye, üstün bir prensip halinde, sonradan katılan ve her şeyi ilim dışı bir tarzda izaha sevkeden görüşünü de ortadan kaldırmıştır (39). Psiko-bioloji araştırmaları Gestalt teorisiyle, zamanımızın Genetik tetkikleriyle Jordan’ın dinamist bioloji tecrübeleriyle uyuşmaktadır (1). Bu su­retle geniş bir psiko-bioloji laboratuarında bir taraftan eski hızı ile devam eden fizyoloji ve anatominin, diğer taraftan hayvan psikolo­jisi ve sosyolojisinin aynı derecede yeri olacak ve ikisi de müşterek bir kaynaktan köklerini almak şartiyle, daha kuvvetli olarak inki­şaf edeceklerdir. Daha şimdiden, bazı tek görüşlü iddiaları bir ta­rafa bırakılırsa, Pavlov’un hayvan psikolojisini buna misal olarak gösterebiliriz.

Reklamlar

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: