GURVİTCH SOSYOLOJİSİ


f) Marcel Mauss : "Psikolojiyle Sosyoloji arasındaki gerçek ve pratik münasebetler"[8] adlı konferansında psikolojiyle sosyoloji savaşının sona erdi­ğini ilân etmektedir. Bunu pek tabii buluyoruz. Kendisine göre: artık ne psi­kolojinin ne de sosyolojinin, kendilerini birbirlerine karşı korumaya ihtiyaç­ları vardır. Her iki disiplin de birbirleriyle anlaşmış olarak işbirliği etmekte, bir­birlerinin terimlerini kullanmaktadır. Daniel Essertier de "Psycholcgie el So­ciologie" (1927) adlı eserinde: "Ferdi psikolojiden ayrı bir kollektif psikolo­ji yoktur" demektedir.

Görülüyor ki fert – toplum, düzen – ilerleme, toplumun en son evrimi ve­ya genel yönü meseleleri gibi, psikoloji – sosyoloji "alternative" i de yanlış sü­rülmüş bir problemdir. Sosyoloji diğerleri gibi bundan da kendini kurtar­malıdır.

5. Bir çıkmaz: "Üstün âmil., meselesi.— Sosyal realitede bu üstün âmil konusu üzerindeki tartışma XIX ncu yüzyıl sosyolojisini hepsinden çok karakterize eden bir çekişmedir. Birtakım âmilleri sosyal realiteden ayırarak incele­meğe kalkışmışlardır. Halbuki bu âmiller sosyal realite denen bütünden ayrıl­dılar mı sosyal olmak vasfını kaybederler. İşte sosyal dışı sayılan bu "üstün âmiller" le de sosyal realitenin yapısını ve hareketini anlatmağa kalkışmışlar­dır. Coğrafyacı, biyolojik, teknolojik, psikolojik nihayet ruhçu (spiritualiste) okullar hep böyle bir teşebbüsten doğmuşlardır.

A. Sosyolojide Coğrafyacı okulun ilk kurucuları Ratzel, Brunhes, kıs­men de Le Play’dir. Bugün de bu okulun Huntington ve Cushing gibi taraflıları vardır. Bu okul bilindiği gibi sosyal realiteyi toprak, toprak altı, deniz, iklim v.s. gibi tabii olaylarla anlatmağa, sosyal hayat tarzlarını da — insan çabasının tesirlerini de hesaba katarak — sıcak memleketlerde, çölde, kutup­larda, deniz kenarında olduğuna göre sınıflamağa ve tasvire çalışırlar.

Beşeri coğrafyayı geliştiren Vidal de la Blache, Demangeen, Lucien Febvre, L. Bataillon, MaximiIien Sorre, Roger Dion, F. Brandel gibi Coğrafya­cılar Coğrafya âmilinin sosyal yapılara göre mâna değiştirdiklerini ortaya koy­muşlardır.

B. Biyolojik okul da XIX ncu yüzyılda rağbetteydi. Bu okul dört ayrı dala ayrıllmıştır.

a) Bio-organik okul toplumla canlı organizmalar arasında benzetmeler kurar. İlkin Spencer, sonra da de Greef, Llienfeld, Schaeffle, Worms, Novicow bu türlü benzetmelere başvurmuşlardır.

b) İrkçı okul sosyal hayatı soyaçekim (hérédite) ayıklama (séléction) gibi âmillerle anlatmağa çalışır. Bu okulun başlıca temsilcileri de Gobineau, H. S. Chamberlain, de Lapouge, Ammon v.s.dir.

c) Sosyal Darwincilik okulu sosyal gerçeği, gerek fertler, gerek zümre­ler arasındaki zayıflarla kuvvetliler arasındaki amansız hayat kavgasına bağ­lar. Yenenlerle yenilenler arasındaki münasebetlerde olduğu gibi. Ratzenhofer, Gumplowicz, kısmen Franz Oppenheimer bu okulu temsil eder.

d) Demografya okulu da sosyal gerçeği nüfus ve sıklık hareketlerine bağ­lar. Malthus, Coste, Gini ve Koulicher kardeşler de bu okulun başlıca taraî- lılandır.

C. Teknolojik okul sosyal realiteyi ve akışını sadece teknik araçlara, âlet­lere bağlamağa çalışır. Hem de teknik ve âletlerin doğduklan sosyal kadro­ları hiç hesaba katmamak kaydile. Bu okul taraflıları da pek çoktur. Bilhassa amerikan iktisatçısı Veblen, amerikan sosyologu Ogburn, fransız etnografı Leroi Gourhan’ı sayabiliriz. Bunlara Taylor’dan başlayan Howard Scott’dan ge­çen James Bumham’a varan bütün teknokrasi taraflılarını katmak lâzımdır. Lewis Mumford da "Technics and Civilization" (1934) adlı eserinde daha büyük bir ihtiyat ve incelikle teknik âletlerin tarih akışına olan tesirleri üzerin­de durmuştur.

D. Psikolojik okul toplumun temeline psikolojik olayları koymuştur. Biraz önce Psikoloji veya Sosyoloji "alternative" inin mânasızlığı üzerinde dur­muştuk. Burada tamamlayıcı iki noktaya daha işaret edelim, a) Sosyal rea­liteyi ferdî veya zihinlerarası psikolojiye bağlayanlar arasında Tarde’dan başka, Behavioriste’leri, Freud’ü, Ward, Baldwin, Ellwood, Ross v.s.yi sayabiliriz. Pareto’nun "dérivations" ve "residus" leri de böyle bir temayüle bağlıdır, b) Sosyal realiteyi ferdi psikolojiye değil de Cumhur psikolojisine (Sighle, Le Bon) veya kavimler psikolojisine (Wundt ve devamcıları) bağlayan okul­lar da belirmiştir. Le Bon bütün zümreleri yanlış tarif edilmiş Cumhurlarla, Wundt da kavimler psikolojisini medeniyetler tarihiyle birleştiriyordu.

E. Ruhçu okul Sosyal realitenin akışında fikirlere, bilgi fiillerine, hukuk şekillerine v.s.ye önem verir. Doğrusunu söylemek gerekirse müspet felsefenin ve Sosyolojinin kurucusu olan Auguste Comte teolojik, metafizik ve pozitif bilgilerde, toplumun evriminin kesin âmillerini görmekle o da bu arzunun çe­kiciliğinden kendini kurtaramamıştır. de Roberty de bu sosyolojik ruhçuluğu büsbütün kuvvetlendirmiştir. Sorokin da istememesine rağmen bu noktada Comte’a yaklaşmaktadır. Gerçekten Sorokin Sosyal realiteyi, gayri maddî işaretler, maddi destekler, beşeri âmiller gibi üç unsurun sentezi olarak vasıflandırırken gayrı maddî işaretlere üstün âmil gözüyle bakmaktadır.

XIX ncu yüzyılın sonunda ve XX nci yüzyılın başında ruhçu okula bağlı sosyologlar çoğu zaman kanaatlerini gizlemeğe meyletmişlerdir. Meselâ Al- manyada Stammler. Kant’taki kategori ve duyu verilerine benzeterek huku­kun, sosyal realitenin "forme" unu, ekonomik faaliyetlerin de "madde" sini teşkil etliğini söylerken "forme" u, yani hukuku sosyal realitenin üstün âmili gibi görmektedir. Beri tavaftan Simmel. Vierkandt, Wiese sosyolojiye konu olarak sadece "sosyal formlar" ı gösterirler; diğer sosyal bilimlerin — Hukuk, ekonomi v.s.— de sosyal hayatın madde ve muhtevalariyle uğraşacaklarını söylerler. Böylece bu sosyologlara göre Aristoteles’in aynı zamanda fail ve gai sebep olan "Entélechies" lerine yaklaşan bu sosyal formlar üstün âmil’i ol­muş oluyor. Nihayet sözde "Kritik" metodolojisiyle Amerikada, hattâ Fransada çok büyük akisler uyandıran Max Weber sosyal davranışların, iç mânalarının "yorumlayıcı anlayış" (Comprehension interpretative) metoduyla araş­tırmalarını sosyologlara sağlık verdikten sonra sosyal realiteden ayrılan ve teoloji tarafından sistemleştirilen bu "iç mânalar" a üstün âmil gözüyle bak­mıştır. Meselâ kendisine göre Calvin’ciliğin din dogması, kapitalist toplumun teşekkülünde üstün âmil ödevini görür.

"Üstün âmil" teorileri hakkındaki misalleri daha fazla uzatmakta mâna yoktur. Yalnız bunların kritiğine geçmeden önce bu teorinin kısmen olsun aşıl­dığını gösteren iki görüşü belirtmek faydalı olur. Bunlardan biri Durkheim’in, biri de Marx’ın görüşüdür.

Durkheim’in "sosyal realitenin neviliğini ve herhangi başka bir realiteye bağlanamıyacağı" fikrinin ne kadar önemli olduğunu ancak kendisinin tama­men aleyhinde olduğu çeşitli üstün âmil teorileriyle karşılaştırılınca anlaşılabi­lir. Durkheim "Sosyal bütün içinde meydana gelen olayların, bu bütünün ka­rakteristik vasıflariyle anlatılmasını" başka bir deyimle "Sosyal olayların top­lumla anlatılmasını" isterken XIX ncu yüzyıl sosyolojisini suçlandırmakta ve sosyal realiteyi başka bir realitenin unsurlariyle anlatmak isteyen teşebbüsleri yıkmaktadır. Sosyal realitenin içinde beliren morfolojik temel, kurumlar (ön­ceden kurulmuş hareket tarzları), semboller, değerler, kollektif fikir ve ideal­ler (ki bunlar sosyal hayatın hem ürünü hem de üreticisidir), nihayet kollektif şuurun hür akım (courants libres) ları gibi çeşitli katları, dereceleri kavradığı nisbette bu verimli görüşünü derinleştirmiştir. "Sosyal morfoloji", sosyal fizyoloji" ve "kollektif psikoloji" gibi birbirinin içine girmiş ve birbirlerinden ayrılamıyan sosyolojinin bu üç dalı, "üstün âmil" teorilerinin ne kadar uydur­ma şeyler olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Ama ne yazık ki ne Durkheim, ne de talebelerinden bazıları bu yenilik getiren görüşe sıkı sıkıya bağlanabilmişlerdir. Durkheim "Sosyal İş bölümü", Mauss "Eskimo toplumlarında mevsimin meydana getirdiği değişiklikler" (1906), Balbwachs "İşçi sınıfı ve hayat seviyeleri" (1913) adlı eserinde morfolojik temeli "üstün âmil" saymaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Be­ri taraftan Durkheim ”Din hayatının iptidai şekilleri" (1912), Mauss "Hibe üzerine deneme" (1923), hattâ "Büyünün genel teorisi" (1904) adlı eski eserinde bile, Bougle "Değerlerin evrimi üzerine dersler" (1922), Halbwachs "Hafızanın sosyal kadroları", Fauconnet "Sorumluluk" (1920) adlı eserle­rinde kollektif şuura, fikirlere, değerlere o kadar önem vermişlerdir ki, bu se­fer kendilerini psikolojik veya "spiritualiste" üstün âmil teoricileri arasında görmemek elden gelmez. Böylece Durkheim okulunun yenilik getiren o teo­risi soysuzlaşarak üstün âmil teorisine dönmeğe yüz tutmuştur.

Marx’ın sosyal realite hakkındaki doğru görüşleri de "ekonomik üstün âmil"’ teorisine çevrilmek tehlikesine uğramıştır. Marx’ın çalışma arkadaşı Engels, Marx’ın fikirlerindeki derinliği bilhassa genç Marx’ın sosyal realitenin kar­maşık (complexite) lığı ve neviliği üzerindeki düşüncesini tam anlamiyle an­latacak terimler kullanamadığı için "ekonomik maddeciliğe" veya "maddeci tarihçilik" e yol açmıştır. "La Vocation" nun X ncu bölümde de belirtildiği gibi Marx ne gençliğinde, ne de yaşlılığında hiçbir zaman "ekonomi" yi sos­yal realiteyi anlatan bir "üstün âmil" olarak ele almış değildir. Gençlik eser­lerinde Toplumda bilhassa kollektif bir faaliyet, hem maddi, hem de manevi karakterde kollektif bir çaba görüyordu. Bu faaliyet ve çaba kendisine göre hem üretim güçlerinde, sosyal yapıda, veya üretim münasebetlerinde, hem de dil, hukuk, bilgi v.s. gibi eserleri de dahil olmak üzere ferdî ve sosyal gerçek şuur (conscience reelle) da — ki bu sonradan ideolojilerle soysuzlaşmıştır — ken­dini gösterir. Marx’a göre üretim güçleri ne kendilerine kadro ödevini gören sosyal yapıdan ne de gerçek şuurdan ve eserlerinden ayrılabilir. Marx sonradan pratik kaygılarla fikirlerini sadeleştirirken, ekonomik temeli "üstün âmil" ola­rak ileri sürmemiştir. Sadece ekonomik hayatla sosyal realiteyi bir tutmuştur. İşte bu yüzden ekonomik hayat kavramı son derecede genişlemiş, sınıf, zümre, mülk, hukuk, bilgi, teknik v.s, gibi sosyal hayatın bütün gözüküşlerini içine almıştır. Böylece Marx "Üretim güçlerinin ve üretim münasebetlerinin topu, toplum dediğimiz şeyin tâ kendisidir" diyecek kadar ileri gitmiştir.

Kısası "Marxisme" de "üstün âmil" teorisini aşmak ümitleri belirmişti. Ama ne yazık ki — Durkheim okulununki gibi — Marx’çılığın verdiği bu ümit de suya düştü. Şüphe yok ki Durkheim sosyal realiteyi başka bir realiteye bağ­lanması mümkün olmayan nev’i bir realite saymakta haklıdır, bunun gibi Marx’ın toplumu, parçalanamaz bir bütün gibi görmesi de aynı derecede doğ­rudur. Marcel Mauss da Marx ve Durkheim’a dayanarak Sosyal olgular, topyekûn olaylardır, herhangi birini bütünden ayırdınız mı, mânalarını kaybe­derler demişti.

Reklamlar

Sayfalar: 1 2 3 4 5

2 responses to this post.

  1. Türk toplumu için ‘tehlike’ görünen felsefe’nin , düşünceye karşı durmanın bütün sonuçlarıyla boğuşma demek olduğunu, içinde yaşanılyan keşmekeş halinin bilinçlerde yarattığı körlük durumuyla anlayamıyorsak hala, ‘değer hükümleriymle, ‘gerçek hükümler’ arasında git-gelli karanlıklardan ararız geleceğimizi!Örneğin bir ‘Gençliğe Hitabe’ bu san’atın! en tepe noktası olarak, bütün idealist ve ilahi hayatı kapsar bir teslim alınış manifestosu olarak,sonunda ‘işaret dili’ ile ‘anlatılan bir ninni aktarımı derekesine düşen ‘yazgımız’ sayılması gibi!!

    Cevapla

  2. Posted by nuh akçakaya on 10 Nisan, 2015 at 05:37

    Elinize sağlık, kaliteli bir metin.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: