SOSYOLOJİDE YÖNTEM


Örneğin : "filan insan kangurudur veya güneş kuştur demek bu iki şeyi birbirinin aynı saymak değil midir? Ama biz de bugün ısıya hareket, ışına esîrın (éther) titreşimidir dediğimiz zaman başka türlü davranmıyoruz ki… Bir cinsten (Homogene) olmayan şeyleri, bir iç bağla birbi­rine bağladık mı, birbirine aykırı şeyleri zorla bir ve aynı şey yapmağa çalışıyoruz demektir. Kuşku yok, bizim birbirine yaklaştırdığımız şeylerle, Avusturalyalı ilkelin birbirine yaklaştırdığı şeyler ayni değildir. Bizim yaklaştırdıklarımız başka bir takım ölçü ve nedenlere dayanır. Ama var­lıklar arasındaki bu görünmez ilişkiyi kavrayan düşünüş temelde birdir"[4].

"İlkel din düşünüşüyle bilim düşünüşü arasında bir uçurum yoktur. Yalnız, ilkel din düşünüşü.’ bizim birbirine yaklaştırdığımız, şeylerde mutlak bir aynılık, birbirinden ayırdığımız şeylerde de mutlak bir kar­şıtlık gorür. Bunlar arasındaki ince derecelere (nuance) bakmaz. İki uç arar. Kısası mantık mekanizmasını beceriksizlikle kullanır"".

Durkheim’in bu açıklamaları, gösteriyor ki; Kaide, Mısır uygarlıkla­rına göre insanlık tarihinin çok daha eski çağlarına bağlı klan uygarlı­ğının din düşünüşlerinde bile bilimin temelli kavramlarından biri olan sistem fikrinin izlerine, çekirdeklerine rastlamak mümkündür.

2. Evre — Gerçi Hellenlerden Önceki uygarlıklarda da, yukarıda belirttiğimiz gibi; doğa üstü, esrarlı güçlere dayanan gelenekten, otori­teden kuşkulanma, sıyrılma eğilimlerinin bulanık izleriyle karşılaşılır; ama din inançlarına dayanan gelenek ve otoritelerden kesinlikle sıyrıl­mak, akıldan başka hiç bir otoriteyi tanımamak, kısası "özgür inceleme" (libre examen) fikri ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi İ.Ö. 7. yüzyılda İyonyada başlamıştır. Renan’m Hellen mucizesi dediği şey de işte bu­dur. Hellenlerde ilkin doğa (tabiat) filozofları, (bunların başında bu­lunan Thales ile daha sonra gelenler arasında özellikle Pythagoras gibi filozoflar) bu geleneksel bilgilerle yetinmiyorlar, daha elverişlilerinin bu­lunup bulunmadığını araştırmaya koyuluyorlar. Bunların akla uygun ol­madıkça da kullanılmalarının gereksiz olduğunu anlıyorlar. Kısası Hellen filozofları sır istemiyor. Her şeyi akılla anlamaya çalışıyor. Böylece bilim düşünüşü, bilimsel yöntem, başlangıçta her şeyi akılla kavramak çabası biçiminde beliriyor. Bu çaba, anlaşılması istenen şeyin, gene anlaşılması olanaklı (mümkün) olan başka bir şeyle anlatıldığı zaman amacına ulaş­mış oluyor.

Hellenlerin başlıca gücü, insan aklına olan güvenleridir. Bundan ötürü de ancak, akıl yürütmeye dayanan mantıkla matematik bilimlerini kurabilmişlerdir. Ama doğa olaylarının karmaşıklılığının ancak uzun za­man sabırla gözlenerek deney yoluyla çözülebileceklerini kavrayamamış­lar, bundan ötürü de doğa bilimlerini kuramamışlardır. Kısacası Hellenler deneysel yöntem alışkanlığına ulaşamadan göçüp gitmişlerdir. Böylece evriminin ikinci evresinde, bilim düşünüşü Hellenlerin elinde ancak bir yönüyle, akıl yönüyle gelişebilmiş, deney yönü güdük kalmıştır.

Reklamlar

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: