SOREN KIERKEGAARD


SOREN KIERKEGAARD

1813-1855 yılları arasında yaşamış olup, varoluşçu felsefenin öncüsü olarak tanınan Danimarkalı filozof.

KIERKEGAARD’IN ÖNEMLİ ESERLERİ

Ya-Ya Da:

Yaşamdan Bir Parça

(1843)

Korku ve Titreme

(1843)

Kaygı Kavramı

(1844)

Felsefe Parçaları

(1844)

Yaşam Yolunun Durakları

(1845)

Aydınlanmanın geliştirdiği doğa bilimlerini örnek alan bilgi ve akılcılık anlayışına şiddetle karşı çıkan Kierkegaard, Aydınlanmanın nesnelliği vurgularken, geleneksel din ve ahlakın hakikatlerine karşı aldığı düşmanca tavırdan rahatsız olarak, öznel hakikatin önemini vurgulamıştır. Hegel gibi, inanç ve aklı, hümanist bir teolojiyle daha yüksek bir düzlemde uzlaştırmaya çalışmak yerine, inançla aklın uzlaşmaz olduğunu savunan ve inançla akıl arasındaki yarığı daha da genişleten Kierkegaard, fideizm yoluna girmiştir.
Başka bir deyişle, rasyonalist bilgi görüşüne karşı çıkan, nesnel bilgi idealinin içsel yaşama, bireyin öznel deneyimine kör olduğunu savunan, onun insan yaşamını anlamaya hiçbir katkısı olmadığını söyleyen Kierkegaard’a göre, rasyonalist sistemler gerçekliğin tümünü bir düşünce sistemi içine sıkıştırır, herşeyi akla indirger; akıl dışındaki öğeleri ve hepsinden önemlisi varoluşu unutur. Varoluş terimini Kierkegaard insan için kullanır, zira var olmak belirli bir birey olmak, çabalayan, alternatifleri hesaba katan, seçen, karar veren bir birey olmak anlamına gelir. Aklı, toplumu, vb, ön plana çıkartan bir felsefe kişiselliği, kişisellik ilkesi olan varoluşu, insanın varoluşunu meydana getiren öğeleri hiç dikkate almaz.. Oysa gerçek felsefe derinden derine kişisel bir özellik taşımalıdır. Felsefe genel olana değil, özel olana, nesnel olana değil de öznel olana yönelmelidir.

Kierkegaard’a göre, insan yaşamı, soyut düşünceye göre çok daha önemlidir. Dahası, genel felsefi problemlerin, soyut düşüncelerin insanın en önemli anlarında hiçbir yardımı olmaz. Ona göre, insan yaşamının en önemli alanları, bireyin özne olarak kendisinin bilincine vardığı kişisel anlardır. Bu kişisel ve öznel öğeler, yalnızca nesnel öğeleri, tüm insanlarda ortak olan nitelikleri dikkate alan rasyonel düşünce tarafından açıklanamaz. Oysa, her insanın, her kişinin biricik varoluşunu meydana getiren bu öznelliktir.

Tanınmaya ve açıklanmaya muhtaç olan budur.

Ahmet Cevizci-Paradigma Felsefe Sözlüğü

İnsan için önemli olanın kişiliğinin geliştirilmesi olduğunu savunurken, Kierkegaard insan varoluşunu, varoluş halini betimleyip, insanın ne olduğuyla ne olması gerektiği arasında bir ayrım yapar. Ona göre, insanın yaşamında insanın özünden varoluşuna doğru bir hareket vardır. Hıristiyan dininde bir harekete ilişkin geleneksel açıklama günah kavramından oluşur. Kierkegaard’a göre de, insanın özü Tanrı’yla, sonsuz olan yüce varlıkla ilişkiyi gerektirir. İnsanın varoluş hali, onun özünden uzaklaşmasının, yani Tanrı’ya yabancılaşmasının bir sonucudur. Bundan dolayı, insanın bu dünyadaki yaşamı, “korku”yla, “yılgınlık”la ve insanın sonluluğundan duyduğu “sıkıntı”yla doludur. Bir insanın eylemleri, onu Tanrı’dan daha da uzaklaştırırsa, onun yabancılaşması ve umutsuzluğu daha da artar.

Akıl yoluyla kanıtlanabilecek ahlaki bir sistem ya da din olamayacağını, ahlak ya da din içinde, bize belli bir biçimde yaşamamız gerektiğini gösterecek, hiçbir rasyonel kanıt olmadığını savunan Kierkegaard, dini ya da ahlaki doğrularla ilgili kesinliğin, insan varlıklarında söz konusu olan kesinsizlik öğesini ortadan kaldırırken, özgürlüğü de yok edeceğini öne sürer. Öte yandan, rasyonel kanıt, bize doğru yaşamakta olduğumuzu entelektüel olarak gösterse bile, bizi hiçbir zaman öznel olarak ikna edemez. Bundan dolayı, onun gözünde kesinsizlik ya da belirsizlik, öznel hakikat açısından bir kusur olmak bir yana, onun özünü meydana getirir. Kesinsizlik, insan yaşamı açısından en önemli olan şeyin, seçme özgürlüğümüzün doğal bir sonucudur.
Kierkegaard’a göre, kesinsizlik özgürlüğü içerir. Bizim, teorik kesinliğe ulaşamasak bile, hakikati arama gibi bir sorumluluğumuz vardır. O , insanın, şu ya da bu biçimde yaşamak,ve seçiminin sonuçlarıyla birlikte yaşamak durumunda olduğu için, seçimde bulunmaktan başka bir alternatifi bulunmadığını söyler. Bir seçimde bulunmamak da, daha az bilinçli bir seçim olsa bile, bir tercihtir. Ona göre, biz, özgürlüğümüzün farkında olmadığımız zaman bile, sorumluyuz. İşte, insandaki endişe ve tasanın, korku ve yılgınlığın kaynağında bu durum, yani özgürlük ve sorumluluğumuz vardır.
Kierkegaard’ın felsefesinde aralarında çok yakın bir ilişki bulunan korku ve özgürlük kavramları, ikici bir metafiziği yansıtır. Başka bir deyişle, ondan insan varlıkları, hayvansal olanla tanrısal olanın, sonluyla sonsuzun bir karışımını ifade eder. Buna göre, insan varlığı zamansal olanla ebedi olanın, sonluyla sonsuzun, tinle maddenin, özgürlükle zorunluluğun bir sentezidir. Özgürlük imkanı tinsel doğamıza bağlıdır. Fakat insan varlıklarının bir de hayvani doğaları vardır. Bu nedenle, insan özgürlüğünü, hep bir çatışma ve korku olarak yaşar. İşte insan varlığının en temel seçimi, özgürlüğünü benimseyip, hayata geçirme ya da özgürlükten kaçıştır. Kierkegaard, özgürlükten kaçışı, 19. yüzyıl toplumunun, burjuva ahlakının en temel özelliği olarak ifade eder. İnsanlar uzlaşımsal davranış tarzlarına uymakta, ortalama olana sığınmaktadırlar. Ölümün kaçınılmazlığı gerçeğiyle yüzyüze gelmek yerine, gelip geçici hazların sağladığı tatminle yetinip, unutmayı ve yılgınlığı seçmektedirler.
Kierkegaard, bu durumu ve çıkış yolunu, estetik varoluş tarzı, ahlaki varoluş evresi ve nihayet dini varoluş tarzından meydana gelen üç ayrı varoluş evresi’yle göstermeye çalışmıştır. Ona göre, her insan gerçekleştirmek durumunda olduğu bir öze sahiptir. Bu öz ise, insanın Tanrı’yla ilişki içinde olması olgusu tarafından belirlenir. İnsan bu dünyadaki yaşamı sırasında üç varoluş tarzından her birinde olabilir.
Fakat insanın yaşadığı yabancılaşma, umutsuzluk ve suç duygusu, insana bu varoluş tarzlarının niteliğini ve bunlar arasındaki farklılıkları öğretir. Kierkegaard’a göre, insanın yaşadığı bu olumsuz duygular, ona bazı varoluş tarzlarının diğerlerinden daha sağlam ve gerçek olduğunu gösterir. Sağlam ve gerçek bir varoluş tarzına ulaşmak ise, akılla değil de, inançla ilgili bir konudur.

KIERKEGAARD’IN YENİDEN DOĞUŞU

Danimarkalı felsefeci Sören Kierkegaard (1813-1855) ondokuzuncu yüzyılın başlarında, uzun bir belirsizlik döneminden sonra, Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce Alman felsefeci üzerinde çok büyük bir etkiye sahip olacaktır. İki dünya savaşı arasında hızlı bir artış gösteren bu etki Almanya’nın sınırlarının ötesine geçecek ve Fransa, Latin Amerika ve A.B.D.’de varoluşçuluk (existentialism) felsefesinin yeşermesine yardımcı olacaktır.

Kierkegaard’ın felsefesi;

  • çıkış noktası açısından tanrıbilimsel,
  • edebi ve şiirsel biçim açısından estetik ve
  • etki açısından törebilimsel bir yapıya sahiptir.

Erken yaşlarında tanrıbilim konusunda çalışmalarda bulunmuş ve Protestan Hıristiyanlığının büyük öngörüsünden derin bir şekilde etkilenmiştir —insan bireyinin özgürlüğü ve değeri düşüncesi Kierkegaard’ı etkileyecektir. Onun sonraki dönem felsefesi bir birey olarak insanın Hıristiyan düşüncesinin bir işlemcisidir. Kierkegaard’m radikal bireyci Protestanlığı onu Danimarka kilisesi ile karşı karşıya getirecektir. Şiirsel ve düşsel bir biçimde yazdığı yazılarında insan doğasının romantik bir yorumlamasını yapacaktır.
Kierkegaard kendisini bir şair olarak görmektedir ve yaşamöyküsünde kendisi için “din şairi” ifadesini kullanacaktır. Estetizm ve romantizm düşüncesini insanın törel doğası ile bağlantılı olarak açıklayacaktır. Felsefesinde hiçbir törebilim ya da ahlak dizgesi öne sürmez. Törel felsefesi her bireyin seçeneklerle karşı karşıya kaldığında yaptığı seçimin kendi sorumluluğu dahilinde olduğu düşünce temeli dayanmaktadır.
Kierkegaard, teknik ve dizgesel açıdan bir felsefeci değil ör ve felsefesini biçimlendirmek için yaptığı herhangi bir girişim onun konumunu kaçınılmaz bir şekilde yanlış bir duruma getirecektir. Varoluşçu düşüncesinin başlıca felsefi temaları biraraya getirilerek çağdaş varoluşçuluğun çıkış noktası ortaya konabilir. Kierkegaard’ın felsefesinin üç temel anlayışı doğruluk, seçenek ve Tanrıdır.
ŒKierkegaard’ın felsefi doğruluk doğası düşüncesi, Sokrates’den izler taşımaktadır. “Doğruluk bireyden kopuk bir şekilde değerlendirilemez, onunla birlikte ele alınması gerekmektedir.” Kierkegaard, soyut düşünme ile varoluşçu düşüncenin keskin bir karşıtlığını ortaya koyar: soyut düşünme, mantıksal teknikler aracılığı ile olanaklılık bölgesini keşfeder ve yalnızca varsayımsal bilgilerle ilerler, varoluşçu düşünme ise gerçek, somut birey üzerine doğruluk konusunda ilerler. Varoluşçu doğruluk, nesnel ve kuramsal olarak belirsiz olan birşeyin içsel bir önsezisidir ve varolan bir birey tarafından kazanılabilen en yüksek doğruluktur. Kierkegaard’ın doğruluğu, kendi tanımlamasına göre inanca eşittir.

Kierkegaard’ın felsefesinin merkezi düşüncesi seçenek tir. ‘¨ (Ya o, ya da o) başlıklı erken dönem çalışmasında, daha sonraki tüm felsefesini de etkileyecek olan bir düşüncenin açıklamasını yapmaktadır. Either/Or”da seçenek yaşamın iki yolu arasında bir karar olarak verilmiştir:

a)estetik yaşam, sanata, müziğe, drama adanmış bir yaşam, ve

b)törel yaşam, mutluluğu evlilikte, iş hayatında arayan yaşam.

Kierkegaard’a göre, seçenek fenomeninin hiçbir tam psikolojik tanımlaması yapılamaz: onun öğrenilebilmesi için denenmesi gerekmektedir. Seçeneğin yapısı, bireysel öznel, anlık, mutlak, özgür, geri alınamaz olgularla anlaşılabilir. Bir bireyin yaşam şekli seçeneği, “cehennem üzerinde atlamaya” benzetilebilir.
Varoluşçu düşüncenin toplamı, Tanrı bilgisidir. Kendi içsel seçenek deneyimindeki birey, en azından zaman zaman, sonsuz Tanrı bilgisine ulaşacaktır. “Sonsuzluk” diyor Kierkegaard, “eylem oluşumu” içinde varolan bireyin üstünü amaçlamaktadır Bireyin zihin varlığı ile Tanrının sonsuz gerçekliği paradoksal olarak kabul edilmektedir, fakat bu yalnızca spekülatif anlak için varolan bir paradokstur ve inanan bir doğruluğu olarak kolayca ortaya konmuştur. Kierkegaard’m bireyin Tanrı ile olan bağlantısı düşüncesi, büyük Hıristiyan mistiklerinin geleneğinde bulunmaktadır. Kierkegaard, bireyin Tanrı ile birliğine inanan bir mistiktir, bu birliğin bireyi yok etmediğini düşünmektedir. Birey, Tanrı ile uyum içinde olduğu zaman bile, kendi bireyselliğini korur ve Tanrı, bir “Mutlak Başkası” olarak kalır.
Kierkegaard, Alman Varoluşçu felsefecileri derinden etkilemiş olan varoluşçu bir düşünürdür fakat bir felsefe olarak varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilmez. Bunun nedeni yazılarında varoluşçu noktaları, sabit bir öğreti olarak kristalleştirmemiş olmasıdır.
Kierkegaard “varoluş” (Existenz) terimine, Almanya ve Fransa’da çağdaş varoluşçu felsefede bulunan özel bir anlam yüklenmiştir —bu önceki paragrafta betimlenen ve varlığın doğal duyumundan (Dasein) farklı bir anlamdır. Kierkegaard ve daha sonraki varoluşçu felsefeciler bireysel insanın yalnızca, mitolojideki insan başlı atların değil, bireysel atlar ve köpeklerin doğal bir duyum içinde varoldukları iddiasında değildir; bireysel insan seçim ile oluşmuş, bir yegane boyuta sahip olma duyumunda varolur. Kierkegaardian “varlık”, varoluşçu felsefeciler olan Heidegger ve Jaspers’in felsefi varoluşçuluğun başlıca kavramı olacaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: