TOPLUMSAL İLİŞKİLER VE PROTOKOL


Öğr.Gör.Nazife KÜÇÜKASLAN

Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler MYO

e-mail: nazife@uludag.edu.tr

Giriş

İnsan, dünyayı kontrol edebilen tek canlı türüdür. İnsanlar biyolojik, sosyal ve ruhsal yönleri ile diğer canlılardan ayrılırlar. İnsanın evrimi, günümüzde de uzun ve derin tartışmalara yol açan bir konudur[1]. İnsan, “dik yürüyen (Homo erectus), alet yapabilen (Homo faber), hem cinsleriyle anlaşmada bir dil kullanan (Homo lingua), kendi varlık alanı ve çevresindeki olay ve nesneleri simgeleştirebilen (Homo symbolicus), akıl ve düşünme yetisi olan (Homo sapiens), bu özellikleri birleştiren ve kuşaktan kuşağa geçmesini sağlayan bir unsur olarak, kültür yaratan, öğrenen ve öğreten (Homo culturalis) bir varlık olduğunu söylemek mümkündür[2].

İnsanın bilimsel ismi Homo sapienstir, Latince “akıllı adam” anlamına gelir. Homo sapiens’in ilk kez nasıl ortaya çıktığı bugün için hâlâ gizemini korumaktadır. İnsanların yaklaşık 45.000-50.000 yıl önce Afrika kıtasında ortaya çıktığın ve oradan dünyaya yayıldığı sanılmaktadır[3].

İnsanlar, bugünkü vücut şeklini alıncaya kadar pek çok evrimden geçmiştir. Gelişim sonucunda, kolların serbest olduğu dik bir vücuda sahip olmuşlardır. Bu duruş insanların alet kullanmalarına olanak vermiştir.

Beyni soyut düşünme, anlam verme, konuşma ve kendini gözleyebilme yeteneklerine sahiptir. Alet kullanabilmesi ve zihninin özellikleriyle insan diğer canlılardan ayrılır. İnsan doğaya uyum sağlamak zorunda olmayan tek canlıdır. Doğayı anlayabilir, denetimi altına alabilir ve kendi amaçları doğrultusunda doğanın güçlerini kullanabilme yeteneğine sahiptir.

İnsanlar, zamanla gelişmiş sosyal yapılar kurmuşlardır. Bu yapılar duruma göre aynı amaca yönelik birlik veya rekabet olabilir. Aile en temel sosyal yapı olarak kabul edilir. Güvenlik ve adalet için devletler kurulmuştur. Aynı dili konuşanlar milletleri oluşturmuşlardır.

İnsanlar, dünyayı anlamak ve denetlemek için bilim ve teknolojiyi geliştirdiler. Zaman içinde inançlar, efsaneler, gelenekler, değerler ve toplumsal kurallar insanın hayatında önemli bir etken olan kültürü oluşturdu.

Kültür; Türk Dil Kurumu‘na göre kelime anlamı; tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünüdür.

Sosyolojik olarak, bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü de o toplumun kültürüdür.

İnsanlar için de, muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi o kişinin kültürüdür. Geniş bir anlamla, bireyin kazandığı bilgiyi ifade etmek için de kullanılır.

Kültür kelimesi Latince cultura’dan gelir. Cultura; inşa etmek, işlemek, süslemek, bakmak anlamlarına gelen colere’den türetilmiştir.

İnsan zihninin temel özelliği bilinçtir. Bilinç ile birlikte, kendini gözleyebilme, zamanı algılayabilme ve özgür iradesini kullanabilme yetisi sadece insana mahsustur.

İnsanlar yapılan davranışın iyi veya kötü olmasını ayırt edebilme bilincine sahiptir. Bu da toplumsal kuralları oluşturmaktadır.

Günümüzde sosyal hayat geliştikçe ve karmaşıklaştıkça, toplumsal kuralları oluşturan politikaların belirlenmesi, problemlerin giderilmesi, kısaca herhangi bir sosyal faaliyetin aksamadan yürütülebilmesi için kurallara ihtiyaç duyulmaktadır[4].

Toplumsal yapı içerisinde her insan, birey olarak kabul edilir. Toplum, bireylerden oluşmaktadır. Birey; sınırsız ihtiyaçları olan ve bu ihtiyaçlarını karşılamak için kabiliyetlerine sınır konmayan, maddî kaynakları sınırlı bir dünyada yaşayan, sosyal ve medenî bir varlıktır. Tek başına hayatını sürdüremez, bu nedenle insanlar toplum içerisinde yaşamak zorundadır.

Her birey, farklı özelliklere ve kabiliyetlere sahiptir. Bu farklılıkların herkes tarafından kabul edilmesi ve özel olduğunun bilinmesi sağlıklı bir toplumun temel koşulları arasındadır. Bireyler hem kendileri, hem de toplum yararına kabiliyetlerini geliştirmek zorundadırlar.

Toplum; en basit tanımlama biçimiyle, insanların oluşturduğu ilişkiler sistemidir. Eski Türkçe’de toplum için “hayat-ı içtimaiye” tabiri kullanılır. İçtima, toplanmak ve cemaat olmak anlamındadır. İnsanın toplumsal olma özelliği ancak bu şekilde öne çıkmakta ve değer kazanmaktadır.

Bireylerin yaşadığı dünyadaki çevresini, iki başlık altında incelemek mümkündür. Bunlardan birincisi; doğal çevre, ikincisi ise; toplumsal çevredir. Doğal çevre, insanların dışında bulunan tüm varlık ve nesnelerden oluşur. Örneğin; binalar, bürolar, okul, ağaç, ev gibi nesneler doğal çevreyi oluşturur.

Toplumsal çevre ise; insanların toplu halde yaşamalarından doğan kurumlardır. Örgütler, kurallar ve değe yargılarından oluşur. Örneğin; insanların birbirleri arasındaki ilişkiler toplumsal çevreye girmektedir.

1.      Sosyoloji

Toplumsal yaşam sosyal ilişkilerden oluşur. Sosyoloji (Latince Socius sözcüğünden gelmektedir ve sözlük anlamı birliktelik, birlikte, bilgi demek olan “Logos” sözcüklerinden oluşmuştur) veya “Toplum Bilimi” veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir. Sosyoloji terimini ilk kez 1839’da Fransız filozof’u “Auguste Comte” kullanmıştır.

1.1         Sosyolojinin Tanımı

Sosyolojinin ana konusu toplumdur. Dar anlamıyla Sosyoloji toplumun yapısına, toplumsal kurumlar, toplumsal ilişkiler, sosyal grup, kültür ve bu unsurlardan meydana gelen değişme ve gelişmelerdir.

Sosyoloji; en genel anlamda insan toplumunu ve sosyal davranışı nesnel, bilimsel, sistematik ve eleştirel olarak araştıran ve çözümleyen bir bilimdir[5].

Geniş anlamıyla sosyoloji, insanların birbirleriyle kurdukları sosyal ilişkileri, sosyal gruplar, kurumlar ve örgütler arasındaki ilişkileri, toplu eylem, toplu direniş gibi topluluk ve fert davranışlarını, değişik düzeylerde bütün sosyal etkileşim biçimlerini, sosyal yapı özelliklerini ve bu yapıda ortaya çıkabilecek değişme eğilimlerini belirli bir yöntem dahilinde inceleyen, sosyal gerçekleri ve süreçleri sistematik ve bilimsel olarak mercek altına alan bir bilim dalıdır.

Sosyal ilişkiyi daha yakından analiz edilirse, sosyal rollerin sosyal ilişkilerin birer düzenleyici mekanizması olduğu görülür. Kişiler sosyal rolleri sayesinde ve içinde, birbirleriyle eylemde bulunurlar[6]. Sosyal ilişkiler konusunda anlaşılır çözümlemeleri olan Max Weber’e göre; bir ilişkinin sosyal nitelikli olabilmesi için aşağıdaki özellikleri taşıması gerekir[7]. Bunlar:

  1. En az iki insan arasında olması,
  2. Bir zaman süresi içinde devam etmesi,
  3. En az iki kişinin birbirinden haberdar olması,
  4. İlişkinin ortak bir anlam taşıması,
  5. İnsanlar ilişki içinde iken karşılıklı etkileşim halinde olması,
  6. Kişilerin ortak ilişkilerine kendilerinin birer öznel anlam vermeleridir.

Toplum yaşam sosyal grupların oluşturduğu bir organizasyondur. Bu organizasyon temel olarak insanlar arası ilişki ve etkileşime dayanır. Toplum yaşamının öğeleri, gruplar, kurumlar ve kültür olarak belirlenebilir. Toplum yaşamında insanlar arası etkileşimler sosyal grupların oluşumuna, gruplar arası ilişki ve etkileşimler ise bütün olarak toplum hayatının şekillenmesine yol açar. Bütün bu oluşumlar kültür adını verilen değer, norm, kural ve davranış örüntüleriyle düzenlenerek, görece düzenli ve istikrarlı insan (ve grup) ilişkileri sistemi olarak tanımlanabilecek sosyal yapıyı oluşturur. Sosyoloji toplumun yapısına ve bu yapıyla ilgili değişme ve gelişme süreçlerine büyük önem verir. Yapıyı makro (toplum) ve mikro (grup) düzeyde çeşitli görünümleriyle inceler[8].

Makro grup (toplum) devlettir. Devlet insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen ve ilişkilerin normlara (kural) uygun olarak yürümesini sağlayan, anlaşmazlıkları çözen, kamusal mal ve hizmet üreten en üst egemen meşru gücün temsilcisidir.

1.2  Sosyolojinin Amacı

Sosyolojinin konusunu şöyle özetlenebilir; insan-doğa ve insan-insan ilişkisinin dinamik bütünü olan tüm soyut ve somut öğeleriyle toplum, toplum-doğa ve toplum-insan ilişkisinin bir yapıda biçimlenmesi, örgütlenmesi ve çözümlenmesi(bir diğer deyişle toplumsal yapı ve dinamiği), toplumsal yapıda meydana gelen değişmeler. Kısacası toplum, toplumsal yapı, değişme gibi süreçler ve varlıklar, sosyolojinin konusunu oluşturur. Bu amaçlar:

  1. Toplumları zaman ve yer bakımından nesnel koşulları içinde anlamak,
  2. Toplumların geçirmekte oldukları değişimine nedenlerini ve doğrultusunu açıklamak,
  3. Ayrı ayrı toplumlar üzerinde yapılan açıklamaların sonuçlarına dayanarak genellemelere varmak,
  4. İnsanlara kendi toplumlarının değişme süreci üzerinde etkili olma olanağını sağlamak,
  5. Toplumsal sorunlara kalıcı çözümler bulmak,
  6. İnsanın toplumsal yaşama uyumunu daha iyi duruma getirmektir.

Sosyolojinin amacı, toplumların değişimini, gelişimini, yapısını araştırmak, yapılan araştırma ve elde edilen sonuçlarla bilgilere genellemeler yapmaktır.

Ferde ait sorunlarla ilgilenmez, pozitif bir bilimdir, toplumun bütünüyle ilgilenir, diğer bilimlerle bağlantı içindedir.

İnsanlar birlikte oluşlarının kaçınılmaz sonucu olarak karşılıklı bir takım ilişkilerde bulunurlar. Bu ilişkiler çok çeşitli ve karmaşıktır. Kısaca toplumsal ilişki, kişiler veya gruplar arasındaki etkilenişimdir[9].

1.3             Sosyolojinin Tarihsel Süreci

Sosyoloji kelimesi Fransız sosyologu ve tarih felsefecisi A. COMTE tarafından icat edilmiştir. Comte sosyal olayları doğa bilimleri modelinde kurmayı amaçlayan bir sosyoloji kurmak istemiş, ancak bunu başaramamıştır. Comte’u takip eden Fransız sosyologu E. Durkheim, sosyolojinin konusu, yöntemi ve akademik yaşamda yer alması konusunda önemli çalışmalar yaparak, sosyolojinin gerçek olarak kurulmasını sağlamıştır. Sonraki gelişmeler sosyolojinin bütün dünyada giderek daha çok yayılmasına neden olmuştur. Sosyolojiye önemli katkı sağlayan başlıca düşünürler E. Durkheim, K. Marks, M. Weber, V. Pareto, G.Simmel, W. Mills ve T. Parsons’dur. Türkiye’de sosyolojinin kurucusu ise Ziya Gökalp’dir.

Toplumla ilgili fikir ve düşünceler insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak toplumu ve toplumsal olayları bilimsel olarak araştırıp, incelemeyi oldukça yeni bir gelişme olarak değerlendirilir. Bu bağlamda sosyoloji iki yüzyıllık bir geçmişe sahip bir bilim dalıdır. Sosyoloji 19.yy.’da özellikle Batı Avrupa toplumlarında meydana gelen önemli siyasi, sosyal, ekonomik ve entelektüel gelişme ve değişmelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Batı Avrupa toplumlarında meydana gelen büyük değişimler modern toplum denilen bir toplum biçimini ortaya çıkarmıştır. Modern toplum, eski topluma ait birbirinden kopuk toplulukların bütünleşmesini,  gelenek ve dinden kopmayı, bireyleşmeyi, rasyonelleşmeyi, kentleşmeyi, eşitsizliği kapsayan bir dizi süreçle ortaya çıkmıştır[10]. Bu karmaşık toplumu incelemek, sosyolojinin konusu haline gelmiştir. Ulus devlet sürecinde modern toplumu oluşturan olaylar şu şekilde özetlenebilir.

Günümüzde tarım ve sanayi devrimlerinden sonra yaşanmakta olan 3.Dalga ve küresel bir sivil toplumdan ve bu bağlamda 21.yy.ın en çok tartışılan konulardan birini oluşturan ülkesel egemen devletin uluslararası politikada temel aktör olma konumunu kaybettiğinden bahsedilmekteydi. Fakat 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin Afganistan ve Irak’a yapmış olduğu askeri müdahaleler ve mevcut siyasal konjonktürü “yeni dünya düzeni” olarak belirlemesi; devletlerin halen hükümetlerin temsil etmeyen uluslararası nitelikli aktörler (uluslararası uzmanlık kuruluşları, çok uluslu şirketler, siyasal nitelikli hükümetler aşırı kuruluşlar vb…) veya hükümetlerin temsil edildiği uluslararası aktörler (evrensel örgütlenmeler, blok tipi örgütlenmeler-entegrasyon hareketleri) karşısında önemini koruduğunu görmektedir[11].

Uluslararası politikada en önemli aktör olarak nitelendirebileceğimiz devlet olgusunun paradigmik bunalımlara yol açan diğer bir unsuru da ulus devlet ve onun oluşum sürecidir. Kimi yazınsal literatüre göre ulus devlet olgusu Yedi Yıl savaşları sonunda meydana gelen ve yakınçağı meydana getiren Fransız İhtilaliyle; kimi kaynaklara göre de bağımsızlık ve milliyetçiliğe karşı olan mutlakiyetçi 1815 Viyana Kongresi kararlarının yaratmış olduğu 1830 ve 1848 İşçi-Köylü İhtilalleriyle açıklanmaya çalışılır. Fakat gerçekte ulus devlet ve onun oluşum sürecini coğrafik keşifler, barutun ve ağır sabanın icadı gibi batının yükselme nedenlerinin en önemlilerinden biri olan Feodalizm içerisinde aramak lazımdır. Şöyle ki; 10. ve 11’yy’da güvenlik ve askeri sorunlar çözülüp, barbar istilaları son bulunca bu kez de yerel lortlar birbirine girmiş; siyasal yetki alanları birbirleriyle çatışan dört temel birim ortaya çıkmıştır. Bunlar; gücü giderek azalan kutsal Roma İmparatorluğu ve Papa, ulusal monarklar, feodal lordlar, Kent-Devletlerdir. Yerel güvenlik ve askeri sorunlar giderilince, ticaret ve kentleşme doğmuştur. Ortaya çıkan gıda ihtiyacı, köylülerin mahsulü satıp para kazanmasını; lordun ise, paraya ihtiyaç duyup köylüye özgürlük ve toprağını verdiğini görmekteyiz. Sonuç olarak; serflik kurumu ortadan kalmış, Rönesans ve Reformasyona geçiş sağlanmıştır. Özetle ulus devlet olgusuna geri dönecek olursak, kentliler monarşinin kasasına sağladıkları vergi karşılığında feodal lortlara karşı korunma ve temel özgürlükler kazanıp; başta Fransa ve İngiltere’de olmak üzere feodal sistem içerisindeki lordlara aralarında bir kral seçtirip onun vassalı olmalarını sağladılar[12]. Tabi Avrupa’da hızla yayılacak olan bu tür merkezi devletlerin dışında, İtalya Almanya gibi devletler ise kent-devlet anlayışını monarşinin koruyuculuğuna tercih etmişlerdir.

Yukarıda sıralanmış olan batının yükselme nedenleriyle, feodalizmin yeniçağ Avrupa’sına ve ulus devlet oluşumlarına etkisi anlatılmıştır. Fakat; bu oluşumlar ne Osmanlı devleti ne de Türkiye Cumhuriyeti için geçerli olamamıştır. Zira Avrupa’nın temelini oluşturan ekonomik ve düşünsel yapısı ile yeniçağ kültürünü meydana getiren burjuvazi ve bunun akıbetinde sınıf bilinci olan bir toplumsal yapı 1950-60’lı yıllara kadar tam olarak sağlanamamıştır. Zira bunun altında yatan nedende Osmanlı toprak düzeninin ve güçlü merkezi iktidarın kapitalist evrimleşme için gerekli olan sermaye birikimini önleyici nitelikte olmasıdır. Özellikle Osmanlı sanayisinin son derce az gelişmiş, kurulmuş olan güçsüz sanayi ve ticaretin ise Müslüman olmayan azınlıkların elinde olmasına; kapitülasyonlar, bozuk tımar sistemi ve anti-merkantilist politikalar eklenince Osmanlı devleti bir türlü ulus devlet sürecine geçememiş; batı toplumlarının gelişme süreçlerinin ardında yatan  burjuvazinin güç ve desteğinden mahrum kalmıştır. Buna karşın kapitalistleşme sürecinin sonucu olan ulus devlet ve Osmanlı’nın kaçırmış olduğu aydınlanma ve sanayileşme treni büyük önder tarafından Atatürk tarafından tepeden inme reformlarla oluşturulmuştur. Özetle sermaye birikimi ve batı tipi sınıflı toplum yapısı ulus devlet tarafından kısa yoldan yakalanmaya çalışılmıştır[13].

1.3.1 Sosyal Yapı

Sosyal yapı, içinde sosyal ilişkilerin, sosyal olayların meydana geldiği, grupların, kurumların yer aldığı, nüfus ile yerleşim tarzının şekillendirdiği, toplumun şekil ve çerçevesi ile ilgi dış görünüşe sahip olan bir sosyal varlıktır.

Sosyal yapının iki yönü vardır:

a.      Kültürel (Manevi) Yapı:

Toplumun sosyal ilişkiler ağı denilen sosyal statüler, roller ve değer yargılarından oluşan yapısıdır.

b.      Fizik (Maddi) Yapı:

Toplumun şekil ve çevresi olarak belirtilen dış görünüşünü oluşturan nüfusun yerleşim tarzı (köy – şehir) fiziksel yapısını oluşturur.

Toplumdan topluma sosyal yapı farklı özellikler gösterir.

1.3.2       Sosyal İlişki[14]:

Birbirinden haberdar olan en az iki insan arasında belirli bir süre devam eden, anlamlı ve belirli amaçlar etrafında kurulan sosyal bir bağdır.

M.Weber’e Göre Sosyal İlişkinin Özellikleri:

  1. En az iki kişi arasında olmalı,
  2. Bir zaman sürecini içermesi,
  3. Kişi ya da grupların karşılıklı etkileşim içinde bulunmaları,
  4. Birbirlerinin varlığından haberdar olmaları,
  5. İlişkiler ortak bir anlam taşıması,
  6. İlişkide bulunan kişilerin birbirlerini içten karşılıklı bağ duymalarıdır.
  1. a. Sosyal İlişki Çeşitleri:

(1) Samimiyet Derecelerine Göre:

  • Birincil İlişkiler: Daha çok cemaat tipi örgütlenmelerde görülen ve yazılı hale getirilmemiş ilişkilere dayanır. Daha çok örf ve adetler biçimindedir.

Özellikleri:

  • İlişkiler karşılıklı duygusal güven anlayışa samimiyete dayalı yüzyüze ilişkilerdir.
  • Yazılı kurallara bağlı değildir.
  • Sosyal etkileşim çok güçlüdür.
  • İlişkiler uzun sürelidir.
  • Daha çok küçük gruplarda (aile, arkadışlık, köy, komşuluk) görülür.
  • Bütün toplumlarda görülebilir.
  • İkincil İlişkiler: Daha çok cemiyet tipi bir teşkilatlanmada (şirket, sendika, kentler …) görülür.

Özellikleri:

  • İlişkiler resmidir. Duygusal iletişim çok zayıftır.
  • Yazılı kurallara bağlıdır.
  • Kısa sürelidir.
  • Sosyal etkileşim çok zayıftır.
  • Daha çok büyük graplarda (şehir, şirket, resmi kurumlar ) görülür.
  • Kitle iletişim araçlarının etkisi çoktur.

(2) Sürelerine Göre:

  • Tesadüfi (geçici): Kısa süreli (bir maçta bir araya gelen insanların ilişkileri)dir.
  • Periyodik: Yılın belli zamanlarında kurulan ilişkilerdir. Mevsimlik işçilerin ilişkisi
  • Sürekli İlişkiler: Çok uzun süreli ilişkilerdir. Aynı, köyde, şehide oturan insanlar arasındaki ilişkiler gibi.

1.3.3       Sosyal Statü

Statü; bireyin toplum içindeki pozisyonudur. İnsanların, toplum içindeki yerini ifade eder. Statü; çocuk, doktor, öğretmen, işveren, örneklerindeki gibi kim olduklarını belirtir. Statü kişilere bir takım haklar sağlar ve yükümlülükler yükler.

  1. Statü Çeşitleri:

(1) Verilmiş (edinilmiş) Statü:

Kişilerin yetenek ve becerilerine bakmadan ve onların bir çabası olmadan, kendileri dışındaki faktörler tarafından sağlanır. Kişi doğumuyla, cinsiyetiyle veya yaşıyla ilgili bu statüyü elde eder. Örneğin; yaşlı, genç, kadın, erkek, siyah, beyaz gibi.

(2) Kazanılmış Statü:

Kişilerin kendi çabaları sonucu elde ettikleri statüdür. Örneğin, anne, baba, öğretmen rolü gibi. Rol büyüktür ve çok çabuk değişebilir.

(3) Sosyal Prestij (İtibar):

Bir bireye yada kümeye (grup) başka birey yada kümelerle, ilişkilerinde üstünlük sağlayan duruma denir. Doktorluk statüsü; toplumda doktorluk mesleğine verilen değerden dolayı doktorluk mesleğinin sevilmesi gibi. Doktorun sevilmesi, aranması durumuna  ise; prestij denir.

(4) Anahtar (Temel) Statü:

Bireyin sahip olduğu statülerden toplum da en etkin olanına anahtar statü denir. Anahtar statü kişinin toplum içindeki kişiliğini belirler. Bu tür statüye örnek; cumhurbaşkanı, general kurmay başkanı, öğretmen gibi statülerdir. Bu tür statüler genellikle kişinin diğer statülerine göre anahtar statü niteliği taşır.

  1. b. Statünün Özellikleri:

Toplum içerisinde kişilerin bulunmuş oldukları mevkilerden dolayı işğal etmiş oldukları statülerin pek çok özellikleri vardır. Bu özellikler şunlardır:

  1. Her insan birden fazla statüye sahip olabilir.
  2. Bazıları doğuştan bazıları sonradan kazınılır.
  3. Bazıları doğumdan ölüme kadar değişmezken koşulları daha kolay değişir.
  4. Her statü belli kurallara bağlıdır.
  5. Statüler arası ilişkiler ağı vardır.
  6. Toplumdan topluma değişiklik gösterebilir.

1.3.4       Roller

Toplumda, her kişinin statüsünün karşılığında oynadığı bir rolü vardır.Rol; toplumun kişilerden statüsüne uygun olarak beklediği davranışlarıdır. Başka bir ifadeyle rol; bir toplum içindeki insanların belirli bir biçimde oynadıkları oyundur. Her rolün kişilerden bazı beklentileri vardır. Kişinin her taşıdığı statüye göre bir çok rolleri mevcuttur.. Her rol, diğer rollerle olan ilişkilerinin derecelerine göre var olur ve anlam kazanır. Roller; statünün dinamik yönüdür. Bir kimse, aynı zamanda iş adamı, baba, oğul ve dernek üyesi olabilir. Kişilerin, günlük yaşamlarında rolleri ile ilgili zaman-zaman problemler yaşamaktadır. Yaşanan bu problemler şu nedenlerden olmaktadır. Bunlar:

  1. Rollerin pekişmemesinden kaynaklanan problemler; Rol pekiştirme; rollerin birbirini kolaylaştırmasıdır.
  2. Kişilerin sahip olduğu statülere uygun rolü oynayamama; Rol Çatışması; kişilerin sahip olduğu statülerine uygun rolleri arasında herhangi birine uygun davranışı yapacağına karar verememesi hali. Örneğin, bir müdürün evde müdür rolüne devam etmesi veya bir öğretmenin evde öğretmenmiş gibi davranmaya  devam etmesi gibi.

Kişiler toplumda gruplar içerisinde yer alır. Rol ile ilgili problemler de bu gruplarda ortaya çıkmaktadır. Grup, belirli sayıdaki insanların etkileşimleri sonucu ortaya çıkan bir birleşmedir. En yaygın olarak birincil ve ikincil biçimde ikiye ayrılır.

1.3.5       Sosyal Değerler:

Değerler, kişilerin düşünce, tutum ve davranışlarında birer ölçüt olarak ortaya çıkan ve sosyal yaşamın vazgeçilmez bir öğesini oluşturur. Değerler; bir gruba yada topluma üye olanların uymak durumunda oldukları genelleşmiş ahlaki inançlardır. Neyin iyi, güzel ve doğru; neyin kötü, çirkin ve yanlış olduğunu gösteren kriterlerdir.

  1. a. Sosyal Değer Çeşitleri

(1) Pratik Değer:

Bir toplumun üyelerini bir arada tutmaya yönelik inançlardır.Bu değerler kişiler arasında birlik ve dayanışmayı bozacak eğilim ve davranışları kötülerken, toplumun ihtiyaçlarını giderecek davranışları özendirir.

(2) İdeal Değer:

İnsanın, neler yapması gerektiğine ilişkin davranış modelleri önerir. Çoğuna uymak günlük yaşamda mümkün olmasa da önemleri büyüktür. Çünkü, insanları bencillikten kurtarır, toplum sorunlarıyla ilgilenmeye, yüksek ahlaki değerler edinmeye özendirir.

(3) Egemen Değer:

Özgürlük, bağımsızlık, yoksulları korumak, namuslu olmak gibi tüm toplumca benimsenmiş ve korunan, uzun zamandan beri varlığını sürdüren değerlerdir.

Toplum değerlerinin birtakım özellikleri vardır. Bu özellikler şunlardır;:

  1. Toplum fertlerinin ortak duygu ve düşüncelerini yansıtır.
  2. Toplumun birliğini güçlendirir.
  3. Toplumsal kurallara temel oluşturur.
  4. Zorlayıcıdırlar.
  5. Toplumda kuşaktan kuşağa aktarılır.
  6. Ahlaki, dini inanç ve ilkelere dayanır.
  7. Toplumdan topluma değişir.
  8. Zamanla aynı toplumda değer yargıları değişebilirler.

1.4         Sosyal Yapıdan Doğan İlişkiler ve İletişim

Günlük sosyal hayatın, insanlar, gruplar ve toplumlar arası ilişkilerin temelini iletişim kavramı oluşturmaktadır. İletişimi kısaca “bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma süreci” olarak tanımlanmaktadır[15].  İletişim geniş anlamda “kişi ve çevresi arasında iki yönlü ilişkiyi ilgilendiren tüm aşamalar” olarak tanımlanabilir. Dinamik, akıcı, devamlı ve değişken bir süreçtir. İletişimi “herhangi bir işaret yardımı ile duygu, düşünce ve anlamların nakli ya da değiştirilmesi” olarak da tanımlamak mümkündür[16]. İletişim; doğadaki canlılar arasında oluşan ve bilgi, duygu, düşünce aktarımını içerir[17].

İletişim; Türkçe`ye Fransızca’dan gelen “communication” sözcüğü Latince’deki “communicatio” sözcüğü karşılığıdır. Bunun kökenindeki “communis” kavramı birçok kişiye ya da nesneye ait olan ve ortaklaşa yapılan anlamlarını taşımaktadır. Yani, iletişim sözcüğü; yalın bir ileti alışverişinden çok, toplumsal nitelikli bir etkileşim, değiş tokuş ve paylaşımı içerir[18].

İletişim kavramının farklı alanlarda birbirinden farklı anlamlarda kullanılmasına ilişkin yapılan bir araştırmada, 15 ayrı anlamda kullanıldığı belirlenmekle birlikte iletişim sözünün konu bağlamında ilk çağrışımı, insanlar arasında duygu, düşünce ve bilgilerin her türlü yolla başkalarına bildirimidir. Tüm yaşamı boyunca insan; psikolojik olarak, varlığını bildirmek ve varlığının farkındalığının kendisine bildirilmesi ihtiyacındadır. Bu ihtiyaç içindeki insan, sözlü veya sözsüz çeşitli iletişim yollarına kaçınılmaz olarak başvurmaktadır. Her türlü iletişim insanın psikolojik gereksinmelerinin sonucudur. Kendisini tanıması, tanıtması ve dönüt alarak kendini değerlendirmesinde bu iletişim süreçleri önemli rol oynar. Kişilerarası iletişimle ilgili olarak yapılan tanımların buluştuğu nokta; bu iletişimin psikolojik nitelikli bir bilgi alışverişi olduğu yolundadır[19].

Bireyin bütün nesnelere karşı göstereceği tepkiler ve üzerinde yönlendirici veya etkin bir güç oluşturan bilgilerle düzenlenen, ussal ve sinirsel bir davranışta bulunmaya hazır olma haline tutum denir. “Tutum, bireyin bir objeye veya duruma karşı tepkileri üzerinde yönlendirici veya etkin bir güç gerçekleştirir” diye tanımlanabilir[20].

İnsanlar, iletişimle bilgi elde ederler. Bu bilgiler insanlara fikir verir. Fikirler toplamında insanlar tutumlarını oluşturur. O halde tutum oluşturabilmek için mutlaka iletişim gerekir.

Tutum, gözlenebilen bir davranış olmayıp, davranışa hazırlayıcı bir eğilimdir. Tutum gözle görülmez, fakat gözle görülebilen bazı davranışlara yol açar[21].

Tutum, genelde bir kimsenin ele alınan bir nesneye, bir duruma veya olaya karşı olan olumlu veya olumsuz tavrı olarak kabul edilir.

“Tutum ve davranış kişilerin kendisi, başkaları, veya başka nesneler, olaylar veya sorunlar hakkındaki genel değerlendirmeleridir.  Bu genel değerlendirmeler birçok davranış (behaviour), duygusal (affective) ve bilişsel (cognitive) temellere dayanır ve bunlardaki gelişim, değişim ve oluşumları etkiler”[22].

TDK davranışı şöyle tanımlamıştır. “Davranma işi veya biçimi, tutum, davranım, muamele, hareket davranıştır. Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı da davranış olarak ifade edilmektedir veya  organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünüdür”.

Başka bir tanıma göre ise; tutum bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik obje ile ilgili düşünce, duygu ve davranışlarını düzenli bir biçimde oluşturan bir eğilimdir. Tutumlar uzun sürelidir.  Tutumların temelinde iki önemli özellik yatar. Bunlardan birincisi bilişsel, ikincisi ise duygusal ve davranışsal özelliklerdir. Bu özelliklerin gücü kendi aralarında ve tutumdan tutuma farklılık gösterir. Bunun dışında, tutumlar şiddet derecesi, karmaşıklık, diğer tutumlarla ilişki, birimler arası tutarlılık ve tutumlar arası tutarlılık gibi özelliklere sahiptir. Tutum davranışa tek başına ve doğrudan değil, ortamsal etkenlerle birlikte etki eder. Ortamsal engel kavramı, belirli bir tutumun ne zaman davranışa dönüşüp, ne zaman dönüşmeyeceğini anlamaya yardımcı olur. Belirli bir davranış görülmesi, o davranışın altında yatan tutumun güç derecesiyle, ortam engelinin gücü arasındaki etkileşimin bir sonucu olup, aynı zamanda alışkanlık ve beklenti gibi etkenlerin de etkisindedir[23].

İletişim; İnsan, jest, mimikleri kullanan, gelişmiş refleks ve içgüdülerinin yanı sıra dili de içine alan çok karmaşık öğrenilmiş davranışlarla iletişim yapan yegâne varlıktır. Davranışlar doğuştan gelen, gelip geçici ve öğrenilmiş olarak üçe ayrılır.

Öğrenilmiş davranışlar; bireylerin toplum içinde doğduktan sonra iç ve dış çevrelerinden gelen uyarıcılarla iletişimini etkileşim sonucu edindikleri nispeten kalıcı davranışlardır. İkiye ayrılır[24]. Bunlar:

a) Toplumca arzu edilen davranışlar,

b) Toplumca arzu edilmeyen davranışlardır.

Toplumca arzu edilen davranışlarda da uyum gösterme isteği söz konusudur.  İnsan etkileşim dinamiğini açıklamada beş temel varsayım öne sürülmektedir. Bu varsayımlar:

  1. İletişim kuramamak imkansızdır. Hiçbir şey yapmamak dahi anlamlı bir mesaj oluşturur ve iletişime girer,
  2. İletişimin içerik ve ilişki düzeyleri vardır. İlişki düzeyi içerik düzeyine anlam verir. Kişi öğretmeninden kalem isterken farklı, arkadaşından isterken farklı cümleler kuracaktır. İkisinde de anlam içerik aynıdır,
  3. Mesaj alışverişindeki dizinsel yapı anlamı oluşturur. Kurulan cümlede yükleme en yakın kelime vurgulanmak isteniyor demektir,
  4. Mesajlar sözlü ve sözsüz olarak iki tiptir. İçerik iletişiminde sözlü mesajlar ilişkiyle ilgili tutum ve tercihlerde anlatımda ise sözsüz mesajlar etkilidir. Mantıksal mesajlar sözlü, duygusal mesajlar sözsüz olur,
  5. İletişimi kuran kişiler eşit veya eşit olmayan ilişki içindedir.

Toplumda arzu edilen davranışlar toplum yapılarına göre yaşanarak öğrenilir. Topluma her yeni katılan birey, bu davranışları kültürel aktarım yolu ile öğrenmektedir. Bir davranışın “öğrenilmiş davranış” olarak nitelendirilebilmesi için;

  1. Geçici bir süre için görülmesi,
  2. Belli bir yaşantıdan sonra ortaya çıkması,
  3. Organizmada büyüme ve olgunlaşma sonucunda ortaya çıkması,
  4. Davranışın değişimini gerçekleştirmesi gerekir[25].

Toplumdaki kişilerin birlikte oluşturdukları davranışlara, toplumsal davranış denmektedir. Toplumsal davranış;  toplumun değişik türlerinde ve bireyleri arasında sağlanan iletişim etkinliği ve ilişkileri toplamıdır[26].

Öğrenilmiş davranışlar aynı zamanda toplum düzenini oluşturan kuralların aktarımı için de önemlidir. Toplum hayatında insan ilişkileri önemli bir yer tutar. Bu ilişkiler, belli kurallara dayanır. Bu kuralların  bir kısmı hukuka, bir kısmı örf ve adetlere bir kısmı da inançlara aittir.

Toplum hayatını düzenleyen bu kurallara uymak, insan ilişkilerini geliştirir ve kişilerin mutlu olmasını sağlar. Kurallara aykırı davranışlar; kişileri mutsuz kılar, giderilmesi güç olan durumların meydana gelmesine neden olur.

İnsan davranışları, hukuk kurallarına aykırı olursa, “hata veya suç”, örf ve adetlere aykırı olursa “ayıp”, inançlara aykırı olursa  “günah” şeklinde değerlendirilir.

Hukuk kuralları emredicidir. Bunların insanlar tarafından yerine getirilmesi zorunluluğu vardır. İnsan ilişkilerini  düzenleyen örf, adet ve dine dayalı kurallar, emredici bir nitelik taşımazlar. Ancak, bu kurallara uymamak, onları bilerek aksine davranışlar yapmak, insanı çevresinde sevimsiz, kaba ve saygısız duruma düşürebilir.

Kısaca, insanların birbirleriyle  ilişkilerinde; önce kendilerine, sonra da  karşısındakilere saygılı olması işlerini  kolaylaştırır. Bu karşılıklı etkileşim insan ilişkilerinin bir gereğidir.

İnsan ilişkilerinin;  ailede, bulunduğu çevrede ve ülke genelinde  olduğu gibi diğer ülke insanlarıyla da iyi olması önemlidir. Bu nedenle, insanların iyi alışkanlıklar edinmeleri ve bunu sürekli bir davranış haline getirmeleri kaçınılmazdır.

Keith Davis insan ilişkileri “bir amacı gerçekleştirme çabalarına girişen kişiler arasındaki etkileşim” olarak tanımlamaktadır[27].

İnsan önce iyi  ile kötüyü ayırt edebilmeli, iyi olanları kendisi için istediği gibi  başkaları için de  istemeli ve bunu davranış haline getirmelidir.  Her  insan tek başına olduğu zamanlarda bile, iyi olanları gerçekleştirme  yolunda çaba harcamalı ve olumsuzluklardan kaçınmalıdır. Bu ruhsal olgunluğa  ulaşmış olan kişi, sorumluluk  duygusu taşıyacaktır. İyi ve kötüyü birbirinden ayırt edeceği için de çevrede olumlu izlenimler bırakır. Bu davranışla hem kendisinin hem de etrafındakilerin mutlu olacağı unutulmamalıdır. İnsanların;  ailede, çevrede, okulda, işyerlerinde elde ettiği olumlu bilgi ve becerileri davranış haline getirmeleri   ve  bunlardan, diğer insanları da  yararlandırmaları gerekir[28]. Çünkü toplum hayatı kurallara göre düzenlenmektedir.

Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre kural; bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizamdır veya davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilkelerdir.

Kurallar; insanlar arası ilişkiler ve etkileşimlerde davranışlara yön veren, sınırlayan ve ideal ve evrensel olduğu ölçüde uyulması gereken ilkelerdir.

Kuralların genel olarak üç özelliğinden söz edilebilir[29]. Bunlar:

  1. 1. Kurallar belirsizliği azaltarak öngörülebilirlik ve istikrar sağlar:

İnsanları bir arada tutan ve onları belli bir düzen içinde yaşamaya sevk eden en önemli unsur kurallardır. Kurallar sayesinde bireyler neleri yapacaklarını, neleri de yapmayacaklarını önceden bilirler. Toplumsal bir olay karşısında nasıl davranması gerektiğini önceden bilen birey, herhangi bir kargaşaya sebebiyet vermeden özgür ve istikrar içerisinde eylem ve davranışlarda bulunabilir. Belirsizlik sadece kişilerin bizzat nasıl düşünüp, ne şekilde karar vermelerinde değil, başkalarının da onların ne yapacağını tahmin etmelerinde büyük zorluklar ortaya çıkarır. Bireyin ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini önceden bilmesi diğer bireyler açısından da önemlidir. Karşısındaki bireyin davranışlarını önceden tahmin edebilme belirsizliğini ortadan kaldırır.

  1. 2. Kurallar insan davranışlarına denetim ve sınırlama getirirler:

Kurallar bireylerin istedikleri zaman istedikleri gibi davranmalarına engel olurlar. Düzen için sınırsız değil, sınırlı özgürlük, daha doğrusu kurallarla sınırlanmış özgürlükler gereklidir. Sınırsız özgürlük, anarşizmi yani toplumsal kaosu ortaya çıkarır.

  1. 3. Kurallar bireyi özgür kılarlar:

Kurallar her zaman tüm bireylerin özgürlüğünü sınırlayıcı nitellikte olmaz. Kural, bireye diğer insanlarla olan ilişkilerinde sınırlamalar getirerek onun davranışlarını belirli sınırlar içine almakla, aynı zamanda o bireye hangi durumlarda başkalarının kendisine müdahale edip-edemeyeceğini de gösterir. Bu bağlamda kurallar özgürlüğün alanını tanımlar ve özgürlük alanını potansiyel olmaktan çıkarıp, yaşanası duruma getirirler. Kuralların bu şekilde kişisel özgürlüğün çerçevesini çizmesi, başkalarının bu özgürlük alanına müdahale etmesine engel olur.

Kural kavramı hakkındaki genel açıklamanın ardından kuralların sınıflandırılmasının yapılması gerekmektedir. Kuralların sınıflandırılmasında pek çok kriter kullanılabilir. Bunlar (Bkz. Şekil-1):

  1. Davranışları etkileme yönünden kurallar,
  2. Yaptırım yönünden kurallar,
  3. Sonuç yönünden kurallar,
  4. Yerellik, ulusallık ya da evrensellik yönünden kurallar,
  5. Ekonomik, sosyal  ve siyasal yönlerden kurallar,
  6. Yazılı olup olmamasına göre kurallar,
  7. Kapsam yönünden kurallar,
  8. Kuralları oluşturan otorite yönünden kurallar,
  9. Toplumsal  kurumları oluşturan kurallar,

10.    Hukuk kurallarının hiyerarşisi yönünden kurallar,

11.    Pozitif ve normatif kurallardır.

“Davranışları etkileme yönünden kurallar”; “teşvik edici (motive edici) kurallar”, “engelleyici (demotive edici) kurallar” ve “yol gösterici kurallar” olarak üçe ayrılabilir. Teşvik edici kurallar herhangi bir davranışın yapılmasını özendirici, motive edici kurallardır. Demotive edici (engelleyici) kurallarda ise negatif bir anlam vardır. Bu kurallar bireyleri belli davranışları yapmaktan alıkoyar. Yol gösterici kurallar ise; yasalara uygun yönetmelik ve yönergeler düzenleyerek; kişilere emir veya yön verici içerikte yayınlanan ve uygulanabilir emirler ve esaslardır. Kabul edilebilir ve kabul edilmez davranışlara net sınırlar koyar. Yol gösterici kurallar ile neyin doğru veya neyin yanlış olduğuna dair, ilkeler ve standartları kapsar[30].

Kültür kavramını sözlük anlamı ile tanımlanırsa; bir toplumun duyuş, düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce, dil ve sanat varlıklarının bütünü, belli bir konuda edinilmiş geniş ve sistemli bilgidir. Bir başka tanımlaması ise şöyledir: Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü. Üçüncü sözlük tanımı ise: Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi, şeklindedir.

Şekil 1: Kuralların Sınıflandırılması

Kültür, insan toplumuna özgü bilgi, inanç ve davranışlar bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesnelerdir. Toplumsal yaşamın dil, düşünce, gelenek, işaret sistemleri, kurumlar, yasalar, aletler, teknikler, sanat yapıtları gibi her türlü maddi ve tinsel ürününü kapsamına alır. Kültür: İnsanoğlunun biyolojik olarak değil de, sosyal olarak kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve maddi olmayan ürünler bütünüdür. Eşanlamlısı ise “ekin”dir.
Günlük dilde “kültürlü olmak” bilgili, görgülü, incelikli olmak anlamına gelir. Kültürlü kişi uygarlığın nimetlerinden bilinçli olarak yararlanan, eğitimli kişidir[31].

Toplumsal yapıda sosyal kurum;  birbirleriyle sosyal ilişki ve etkileşim halinde bir arada bulunan insanların, toplum içinde nasıl davranmaları gerektiğini ve bu davranışların kurallarını belirleyen, kişilere belli şekillerde davranışlarda bulunması için zorlayıcı etkide bulunan, aralarında birlik ve bütünlük olan, uyumlu ve örgütlü bütünlerdir. Aile, eğitim, din, hukuk, ekonomi, yönetim, devlet kurumlarıdır. Bu kurumlar sosyal düzenin oluşmasını sağlar.

Sosyal düzen;  bir toplumdaki üretim güçleri ve üretim ilişkileriyle din, hukuk, eğitim gibi kurumların karşılıklı bağımlılık içinde oluşturdukları uyumlu bir bütündür. Bu süreç kültür aktarımı yolu ile olmaktadır. Kültür, tarihsel ve sosyal değişme süreci içinde oluşturulan, bütün maddi ve manevi değerleri ile bunları yaratmada ve gelecek kuşaklara iletmede kullanılan araçların tümüdür.

İnsanların birbirleriyle iletişim içinde olmalarının ana amacı temel bazı gereksinimlerini gidermektir. İnsan iletişim sisteminin etkinliği bireylerin kendileri hakkındaki bilgilerini anlama, düzeltme ve dolayısıyla davranışlarına rehberlik etmede yardımcı olmaktır[32]. İnsanlar toplumsal varlıklardır ve dolayısıyla da birlikte yaşamak  zorundadırlar. Her oyunun bir kuralı olduğu gibi birlikte yaşamanın da belirli  kuralları vardır. Bu kurallara uyan insanların, ihtiyaçlarını daha kolay temin edecekleri ve daha çok mutlu olacakları açıktır. Bu  nedenle  insanların, toplum hayatını düzenleyen belirli kuralları öğrenmeleri ve bunları davranış haline getirmeleri hayatın bir gereğidir[33].

Sosyal hayatı düzenleyen kurallardan biri de yazılı olmayan kurallardan olan protokol kurallarıdır.

1.5  Protokol

Protokol, toplumların kuramsal yaşamda uyguladıkları kuralların genel adıdır. Protokol yaşamsal nitelikler bütünüdür. Nezaket ve görgü  kuralları şeklinde de adlandırılabilir. Hemen hemen herkes tarafından uyulması, uygulanması gereken bu kurallar, yozlaşmanın hız kazandığı koşullarda daha da önem taşır.

1.5.1             Protokolün Tanımı

Protokol;  sosyal ilişkilerde iki veya daha fazla insanın karşılaşabilecekleri her yerdeki davranışlarının gelenek, görgü, nezaket kuralları içerisinde yapılmasına denir[34].  Doğru ve toplumsal kabuller bakımından uygun davranışı yönlendiren toplumsal geleneğin çizdiği kural ve uygulamalarla şekillenen ve “görgü” olarak ifade edilen bu sosyolojik kavram, protokol olarak tanımlanmaktadır[35]. Protokol; görgü, terbiye, nezaket, zarafet, saygı ve hoşgörü gibi moral ilkeler dizinidir[36]. Bir başka tanımda ise ” protokol uluslararası nezaket kurallarıdır” denmiştir. Protokoller; toplumda protokol kuralları olarak ifade edilmektedir. Protokol kuralları iletişim ile ifade edilir ve davranış olarak gözlemlenir.

Protokol kelimesi, birden fazla anlamda kullanılmaktadır. Bu anlamlara göre protokol;

  1. Bilgisayar ağ teknolojisinde (Ağ protokolü).
  2. Bir toplantı, oturum, soruşturma sonunda imzalanan belge.
  3. Diplomatlar arasında yapılan anlaşma tutanağı.
  4. Diplomatlıkta, devletler arasındaki ilişkilerde geçen yazışmalarda, resmî törenlerde, devlet başkanları ile onların temsilcileri arasındaki görüşmelerde uygulanan kurallar da protokol olarak ifade edilmektedir.

Bu yazıda ve devam edecek olan yazı serisinde ifade edilmek istenen protokol ise; toplumda ilişkilerden doğan kurallardır.

Protokol yazılı olmayan kuralların içerisinde yer alır ve toplumda kültürün parçasıdır.  Her türlü beşeri ilişkilerde, kurallara uymak, protokolün önemini büyütmüştür.

1.5.2        Protokol Çeşitleri

Protokol kuralları da toplumların eğitimi, kültürel gelişimleri ve sosyal değişmelerine paralel olarak sürekli değişmiştir.  Protokol kuralları bir ülkeden diğerine, şehirden köye ve tarihin akışı ile geçmişten geleceğe devamlı değişmekte ve de çeşitlenmektedir.  Protokol, her dönemde uygulama alanı değişmektedir. Bu kurallar, zamanla yönergeleri, yönetmelikleri, bazen de kanun maddeleri ile  oluşturulmak suretiyle uygulanmaktadır. Devlet sisteminde yöneten ve yönetilenlerin hiyerarşik  ortamdaki beşeri ilişkilerini düzenlemektedir. Protokol sadece devlet sistemine yön vermez. Toplamasal yaşama da yön vermektedir.

Bütün beşeri ilişkilerde, protokol kurallarına uyulduğunu görmek mümkündür.  Kadın, erkek görüşmelerinde, selamlaşmalarda, davetlerde, toplantılarda protokol kuralları uygulanmaktadır.

1.5.3             Protokolün Amacı;

Protokol, devlet hayatında, iş dünyasında ve kişilerin günlük yaşantısında bilerek veya bilmeyerek, her gün uyguladıkları gelenek, görgü, nezaket ve beşeri ilişkiler denen kuralların bütünüdür.

Bu kurallara uyulması, beşeri ilişkilerdeki samimiyeti, iş hayatında verimi, kamu kuruluşlarında yönetimin kumanda etkinliğini ve başarısını yaratmaktadır.  Protokol, ilişkiler zincirinin koparılmadan devamını organize eden davranışlardan meydana gelir ve ilişkilerin devamı ettirilmesi için olmazsa olmazlardandır.

Sonuç

İnsanlar  birlikte yaşamak  zorundadırlar. Her oyunun bir kuralı olduğu gibi birlikte yaşamanın da belirli  kuralları vardır. Bu kurallara uyan insanların, ihtiyaçlarını daha kolay giderecekleri ve daha mutlu olacakları açıktır. Bu  nedenle  insanların, toplum hayatını düzenleyen belirli kuralları öğrenmeleri ve bunları davranış haline getirmeleri hayatın bir gereğidir.

Toplum hayatında insan ilişkileri önemli bir yer tutar. Bu ilişkiler, belli kurallara dayanır. Bu kuralların  bir kısmı hukuka, bir kısmı örf ve adetlere, bir kısmı da inançlara dayalıdır.

Kurallara uymak toplumun mutluluğunu sağlayacağı gibi, kurallara aykırı davranışlar ise; kişileri mutsuz kılacak, giderilmesi güç olan sorunların oluşmasına sebep olacaktır.

Toplumda ki düzen bu kurallara uymayla sağlanır. Bir arada bulunan insanlar arasında problem yaşanmaması için toplumsal kurallar oluşmuştur. Bu yazının içeriğinde de toplumsal düzen için kuralların neden gerektirdiği ve bu kuralların neler olduğu incelenmiştir.

SONNOTLAR


[1] http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=9&soru_id. 20.11.2006

[2] Orhan Hançerlioğlu, Düşünce Tarihi, Remzi Yay., İstanbul 1987, s.19

[3] http://paleoberkay.atspace.com/turkce/evrim.html, 14.11.2006

[4] http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan, 14.11.2006

[5] http://www.mersin.edu.tr/bolumler.php?fid=3&id=20, 16.11.2006

[6] Joseph, F. , Sosyoloji Nedir, Çev: Nilgün Çelebi, Atilla Kitabevi, ANKARA, 1994, s.97

[7] Kızılçelik S. , Ergen Y. , AçıklamalıSosyoloji Sözlüğü, Saray Kitabevleri, İZMİR, 1996, s. 496

[8] http://www.mersin.edu.tr/bolumler.php?fid=3&id=20, 16.11.2006

[9] http://www.sporbilim.com/t_iliski.html. 17.11.2006

[10] http://www.mersin.edu.tr/ozelb.php?id=20&fid=3&oid=260. 17.11.2006

[11] Dünden Bugüne Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, “Avrupa’da ve Türkiye’de Sivil Toplum”, E. Fuat KEYMAN, Nova, 2006; Faruk SÖNMEZOĞLU, Uluslararası Politika Ve Dış Politika Analizi, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2000.

[12] İlk Çağlardan 1918’e Siyasi Tarih, Oral SANDER, İmge Kitabevi, 2003; Tanrı Devletinden Kral Devlete, Mehmet Ali AĞAOĞULLARI Ve Levent KÖKER, İmge Kitabevi, 1997.

[13] Emre KONGAR, 21.Yüzyılda Türkiye, Remzi Kitabevi, 2005.

[14] http://www.sosyalhizmetuzmani.org/temelkavram.htm, 27.11.2006

[15] http://www.mcaturk.com/eriskin_iletisim.htm, 20.11.2006

[16] http://www.aof.edu.tr/kitap/EHSM/1208/unite04.pdf, 20.11.2006

[17] http://www.unak.org.tr/unak06/bildiriler/haticekbahsisoglu.ppt, 20.11.2006

[18] Merih Zıllıoğlu, İletişim Nedir? İstanbul, 1993. s.5

[19] http://www.fenokulu.net/deneyler.php?op=modload&name=etkilisozeliletisim.htm , 20.11.2006

[20] Metin İnceoğlu, Güdüleme Yöntemleri, 1.Baskı, ,Ankara Üniversitesi B:Y:Y:O. Basımevi Ankara-1985, s.8

[21] Özlem Şakar ve Nazife Küçükaslan, Büro Yönetimi ve İletişim Teknikleri Ekin Kitapevi, 3. Baskı, Bursa 2006, 28

[22] http://www.yok.gov.tr/egitim/ogretmen/tez_ozetleri/mdogan.html, 27.11.2006

[23] www.aof.edu.tr/kitap/EHSM/1024/unite12.pdf, 23.11.2006

[24] http://abone.tnn.net/elibal/yazim/iletisim.htm, 22.11.2006

[25] http://kapsamegitim.com/forum/forum.asp?forum=3§ion=12&post=43&page=last. 22.11.2006

[26] www.tdk.gov.tr, 23.11.2006.

[27] www.uretim.meb.gov.tr/EgitekHaber/s77/yazarlar/Oguz.htm. 20.11.2006

[28] www.ilksan.gov.tr/insaniliskileri.asp.  20.11.2006

[29] http://www.canaktan.org/felsesosyo-tarih/kurum-sosyoloji/kural-kavram.htm

Güven Arsebük, “İnsan, Evrim, Alet”, Bilim ve Teknik Dergisi, TÜBİTAK Yay. Sayı. 332., Ankara (Temmuz) 1995, s. 18-24.;

Doğan Özlem, Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1986, s. 127

http://www.yok.gov.tr/egitim/ogretmen/tez_ozetleri/mdogan.html

[30] Ferrel and Fraedrich,; A Proposed Infrastructural Model for the Establishment of Organizational Ethical Systems , The Impact of Guanxi on the Ethical Decision-Making Process of Auditors – An Exploratory Study on Chinese CPAs in Hong Kong, MacKinnon,. 1994, s.6.

[31] http://www.msxlabs.org/forum/kultur/11480-kultur-nedir.html, 23.11.2006

[32] http://www.aof.edu.tr/kitap/EHSM/1208/unite04.pdf, 20.1.2006

[33] www.ilksan.gov.tr/insaniliskileri.asp.  20.11.2006

[34] http://www.sekreteriz.biz/index.php?option=content&task=view&id=147. 27.11.2006

[35]Mehmet Altınöz ve Diğerleri, Protokol Bilgisi, Nobel Yayınları, Ankara-2002, s. 2

[36] Alptekin Ünlütürk, Sosyal Davranış Kuralları ve Protokol, Dost Kitapevi, Ankara-2002, s. 11

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: