Sosyolojinin alanı


Sosyoloji; sosyal hayatın, sosyal değişmenin ve insan davranışlarının nedenlerinin ve sonuçlarının bilimsel yollarla araştırılmasıdır. Sosyoloji, grupların, organizasyonların ve toplumların yapılarını araştırarak insanların bu yapılardaki etkileşimlerini inceler.

Burada, insan davranışları sosyal olarak tanımlanmaktadır. Sosyolojinin konusu içinde ailenin yapısı ve ailedeki ilişkiler girdiği gibi, gangsterlerden oluşan çeteler, örgütlü suçlar, futbol holiganizmi, eğitimin sosyal hayattaki fonksiyonu, toplumda cinsiyete dayalı işbölümü ve roller, insanların boş zamanlarında neler yaptığı vb. de girmektedir. Görüldüğü gibi sosyoloji, sosyal hayatın tüm alanlarıyla ilgilidir. Sosyoloji, araştırma, teori ve bilginin uyarlanmasından oluşmaktadır.
Sosyoloji, toplum hayatı hakkında yeni fikirler üretir, eski fikirleri eleştirir ve güncelliğini sorgulayarak toplum yaşamına yeni bakış açıları kazandırır. Sosyoloji, sosyal hayata ilişkin verilerin elde edilebilmesi için bilimsel araştırma teknikleri ortaya koyar. Bu teknikler, aile yapısı ve ilişkilerinin incelenmesinde, suç oranlarının ve çeşitlerinin belirlenmesinde, polis-halk ilişkilerinin kalitesinin tespitinde, medyanın çocukların şiddet davranışları üzerindeki etkisinin belirlenmesinde vs. kullanılır.

Sosyolojinin tanımı, sosyolojinin ilgi alanlarının belirlenmesiyle daha da kolaylaşır. İnsanlar neden suç işler? Ailedeki etkileşim nasıldır? Farklı toplumlarda kadın başbakanların sayısı erkeklere göre neden çok daha azdır? Okulda öğrenciler arasındaki akademik performansın farklı olmasının sebepleri nelerdir? Seçmen tutumlarının belirlenmesinde yaş, cinsiyet, sosyal ve ekonomik koşulların etkileri nelerdir? Ekonomik gelişmişlik düzeyi ile demokrasi arasında nasıl bir ilişki vardır?

Sosyolojinin tanımı hakkındaki yanlışlıklara vurgu yapan Sezal (2003: 6) aşağıdaki açıklamaları yapmaktadır:

Önce genel bir yanlışı düzeltmekle başlayalım işe: “Sosyoloji”, “Toplum Bilimi” değildir. Olsa olsa toplum bilimlerinden biri, önemli biridir; tıpkı ekonominin, tıpkı hukukun, tıpkı siyaset biliminin hatta tarih ve diğerlerinin birer “toplum bilimi” olarak nitelendirilebilecekleri gibi. İnsanı ve toplumu inceleyen bilimler kümesinin hepsine atfedilebilecek bir genelleme olabilir “toplum bilimi” kavramı. Dolayısıyla sosyolojiye basitçe toplum bilimi deyip çıkamayız işin içinden; dersek, en azından eksik kalır ve yanıltıcı oluruz.

Bazı yazarlar sosyolojinin toplumbilim olarak adlandırılmasını, hatalı bir yaklaşım olarak değerlendirir:

‘Sosyoloji’ terimi, çok sayıda ders kitabı ile dergi başlığında, sanki onun anlamı devreye soktuğu dilden değil, gerçek dünyadaki belli bir varlıkla dolaysız ilişkisinden geliyormuş, sanki bu sözcük basitçe bir disiplini adlandırıyormuş gibi, heybetle tek başına dikilmektedir. Ders kitabı sosyolojisi, onun asıl niteliğinden emin olmayan öğrencilerin karşısına çıktığı zaman, kendinden emin bir biçimde, ‘toplum bilim’ havası atan bir tanım yapar (Game & Metcalfe 1999: 8).

Sosyolojinin toplum, sosyolojinin Türkçesinin de toplumbilim olduğu düşüncesi sosyolojiyi kısırlaştırmaktadır. Sosyolojinin toplumbilim olarak çevrilmesi sosyolojinin konusunu, bir araya gelişlerin sadece tek bir formu olan toplum ile sınırlandırılmasına yol açmıştır (Çelebi 1996: 88–93).

Sosyoloji toplumsal gerçeği inceler (Cangızbay 2002: 68). Sosyoloji insan topluluklarını araştırır (Giddens 1997: 18). Sosyolojinin kapsamına sadece sanayi toplumları değil, tarım toplumları, çok az sayıda insandan oluşabilen küçük kabile cemaatleri de dâhildir (Giddens 1997: 18).

Auguste Compte, iktidar sahibi olabilmek için geleceğin kestirilmesi gerektiğini öne sürmektedir (aktaran Giddens 1997: 20). Emile Durkheim ise sosyal olguların temel bilimlerin olgularının ele alınış biçimiyle incelenebileceğini ve sosyal olguların nesneler gibi ele alınması gerektiğini söylemiştir (aktaran Coser 1977). Tabii bilimlerde başvurulan gözlem, deney ve karşılaştırma yöntemleri sosyal bilimlerde de kullanılır.

Giddens ise bu tür yaklaşımlara karşı çıkmıştır. Giddens sosyoloji ve diğer sosyal bilimlerin temel bilimlerden farklarını iki noktada açıklamaktadır. Birincisi, toplumlar bireylerin eylemlerinin devam ettiği sürece var olabilirler. Toplum kuramında beşeri faaliyetler, tabiat olaylarında olduğu gibi belli nedenlerin sonuçlar olarak ele alınamaz. Bireyler toplumu inşa ederken aynı zamanda, toplum da bireyleri inşa etmektedir. Giddens bu durumu ‘ikili etkileşim’ olarak tanımlamaktadır. Giddens sosyal sistemleri binalara benzetmektedir. Sosyal sistemleri oluşturan tuğlalar her an sürekli biçimde binaları yeniden inşa etmektedir. Bu nedenle toplumsal kuramda fiziksel imgelem yoluyla düşünmek olumsuz sonuçlara neden olabilir (Giddens 1997: 21–2).

İkinci neden ise sosyolojinin uygulamalı yönleri ile bilimin teknolojideki kullanımı arasında doğrudan bir paralelliğin olmamasıdır. Temel bilimlerde araştırma ile araştırma nesnesi arasındaki ilişki, sosyolojik araştırma ile araştırma nesnesi (insan) arasındaki ilişki gibi değildir. Sosyolojik araştırmalarda araştırma kapsamındaki insanlar duygu düşünce ve eylemlerinde değişiklikler yaparak araştırmayı etkilemektedir (Giddens 1997: 22). Ayrıca araştırmacının da tarafsızlığı araştırmayı etkilemektedir.

Sosyolojide neyin çalışıldığından çok nasıl çalışıldığı önemlidir? Ele alınan konunun nasıl bir perspektiften tartışıldığı önemlidir. Sosyolojik çalışmaların iki temel koşulu vardır (Macionis 2001: 26).

  • 1- Sosyolojik bakış açısının kullanılması
  • 2- Meraklı olmak ve soru sormak

Yukarıda dile getirilen temel koşullar toplumsal yaşam hakkındaki ‘doğru’nun nasıl elde edilmesi gerektiğinin vurgulanmasını amaçlamaktadır. Buradaki temel soru doğrunun kaynağının ne olduğudur. Doğrunun kaynağı bilim mi yoksa sağduyu mudur? Örneğin kadınların ev işlerine daha yatkın olduğu önermesinin kaynağı bilim mi sağduyu mudur? ‘Fakirlerin zenginlere oranla daha çok suç işlediği’ önermesi de hangi perspektiften yapılmıştır?

Sosyolojik araştırmalarda başvurulan yöntemler ve elde edilen verilerin doğruluğu önemlidir. Gözlem, deney, mülakat ve anketler bilimsel sosyolojinin temel yöntemleridir. Objektiflik, değer yargılarından arındırılmış olmak sosyolojik çalışmaların güvenirliliğinin (araştırmanın tam olarak ölçmek istediği konuyu ölçmek, çalışma alanının dışına çıkmamak) ve geçerliliğinin (araştırma süreci yenilese bile aynı sonuçları elde edebilmek) temel koşulları arasındadır. Objektif olmak sosyolojik araştırmanın gerçekleştirilmesi sürecinde kişisel olarak tarafsız olmayı ifade eder. Araştırmacı, çalışmalarına kişisel inanç, değer yargıları ve tutumlarını katmamalı ve toplumun nasıl olması gerektiğini değil, nasıl olduğunu tartışmalıdır. Araştırmacı elde edilen sonuçları kabul etmelidir.

Kalabalık bir kentin bir günlük yaşantısını ele alalım: Her sabah gazeteler, yiyecekler dağıtılır, ulaşım toplu veya kişisel taşıtlarla gerçekleşir. İnsanlar işlerinde çalışırlar, alışverişler para, çek veya kredi kartlarıyla yapılır. Trafik bir kurallar çerçevesinde akar. Trafik ışıkları ve polisler trafiğin akışına yardımcı olmaya çalışırlar. İnsanlar arasındaki ilişkiler birtakım kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Sosyal hayat -istisnalara rağmen- bir düzen içinde devam eder. Toplumda kalıplaşmış kurallar ve bunun sonucu kalıplaşmış, yerleşmiş davranışlar vardır. Bu nedenle, Compte’un dediği gibi, sosyal davranış tahmin edilebilir davranıştır. Yani bireyler benzer durumlarda benzer davranışlar sergilerler.

Sosyoloji, sosyal eşitsizlik, davranış kalıpları, sosyal değişmeyi tetikleyen veya engelleyen faktörleri ve sosyal sistemlerin nasıl çalıştığını anlamaya çalışır. Toplumda farklılıklarla birlikte eşitsizlikler de vardır. Sosyal, ekonomik ve politik alanlarda bazılarının daha fazla fırsat ve ayrıcalıkları vardır. Bireyin toplumdaki yerinin araştırılması sosyolojinin konusudur. Yaşamımızın daha iyi anlaşılabilmesi için toplumun daha iyi anlaşılması gerekmektedir. Toplumun daha iyi anlaşılması ise tarihsel ve toplumsal koşullarının da göz önüne alınmasıyla mümkündür.

…sosyoloji bazı yerlerde ve bazılarının elinde toplum ve sorunları adına ama tarihi ve nesnel boyuttan uzak bir kavram çalışması olmaktadır. Sosyoloji bir yanıyla kavramlarına da sahiptir ama sosyologdan bir şekilde toplumun nabzını tutması beklenir. Ama ne var ki toplumun nabzını tutacak ele o kadar kalın, geçirimsiz ve ithal kavram/kuram eldivenleri geçirenler, bu eldivenlerle toplumun bazen belli belirsiz atan nabzını nasıl tutacaklar, nasıl sayacaklar anlamak mümkün gözükmemektedir (Tuna 2002: 16–17).

Doç. Dr. Halil İbrahim BAHAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: