Wall Street’deki şenlik nasıl bitecek?


wall street

ABD ve Avrupa borsalarındaki çılgınca tırmanış yeni bir şokun bu borsalardan başlayabileceğini düşündürüyor.

Osman ULAGAY

Asya ülkelerinde şirketler ve bankalarla birlikte hisse senedi borsaları da çökerken ABD ve Avrupa’da hisse senedi borsalarının yeni rekorlar kırması 1997 yılının bir başka özelliği idi. Asya krizinin Hongkong’u da etki alanına almasıyla birlikte Wall Street’den başlayıp Avrupa borsalarına yayılan bir sarsıntı yaşandı ama çabuk atlatıldı. Amerika’da ve Avrupa’da şirketlerin karlılığının süreceğine ve hisselerin daha da yükseleceğine inanmış yatırımcılar borsaları ayakta tuttu.

Küçük “boğa”lar

Wall Street’de yaşanan olayın büyük kahramanı “küçük yatırımcı” idi. New York borsasının nabzını ölçen ve 1997 ağustosunda 8,259 puanlık yeni bir rekora erişen Dow Jones endeksi Hongkong borsasındaki düşüşün ardından, 27 ekimde tek bir günde 554 puan(%7.2) birden düştüğünde Wall Street’de bir panik havası esti… Dow Jones endeksinin bir günde %22 değer yitirdiği 1987’deki ünlü borsa depreminin onuncu yılında “tarih tekerrür mü ediyor?”, sorusunu soranlar hiç de az değildi. Özellikle büyük kurumsal yatırımcılar satışa geçmiş ve endeksi aşağı çekmişti. Endeksteki düşüş 550 puanı bulduğunda işlemler durdurulmuş ve herkes 28 ekimi kaygılı bir heyecanla beklemeye başlamıştı.
28 ekim günü küçük, bireysel yatırımcı çıktı sahneye. Borsada hisse fiyatlarının yükseleceğine inanarak alıma geçenlere “boğalar” dendiğine göre şimdi sahnede binlerce, yüzbinlerce “küçük boğa”nın bulunduğu söylenebilirdi. Amerikan ekonomisinin ve şirketlerinin geleceğine güvenen küçük yatırımcı bir gün önceki düşüş sonucunda ucuzladığına inandığı hisseleri ve hisse senedi fonlarını varını yoğunu dökerek toplamaya başladı. Günün sonunda Dow Jones endeksi 350 puan birden yükselmiş ve panik havası dağılmıştı.

Borsalarda rekorlar

“Boğalar”ın New York’taki şöleni 1998’in ilk aylarında yeni boyutlar kazanarak sürdü. Wall Street’de Dow Jones endeksi önce 8,500 puanı sonra 8,900 puanı aşarken Avrupa borsaları da rekor üstüne rekor kırıyor, Londra’da FTSE 100 endeksi ilk kez 6000, Frankfurt’ta Dax endeksi de ilk kez 5000 puan sınırını aşıyordu. Faizlerin düşük olduğu ortamda para hisse senedine akıyor, Asya’dan kaçan para da bu hücuma katkıda bulunuyordu.
Bu şenlikli ortamda olası şoklardan söz etmek, pembe tabloya gölge düşürmek kolay değil ama olaya çok yönlü bakanlar bu şölene gölge düşürecek olasılıkları gözardı edemiyorlar ve şu soruları soruyorlar:
* “Borsalar yükselmeye devam eder”, diyenlere inanmalı mı? Son yıllarda üstüste büyük artışlar kaydeden New York borsası ve Avrupa borsaları 1998’i de hatırı sayılır kazançlarla kapatabilecek mi?
* Yoksa, kimi yorumculara göre “aşırı değerlenmiş” olan hisse senedi fiyatlarında çeşitli faktörlerin etkisiyle geri dönüş başlayacak ve Wall Street’de ciddi bir düşüş yaşanacak mı?
* Wall Street’deki şenlik sona ererse bunun Avrupa borsalarına ve ABD ekonomisine ne gibi etkileri olacak?

Wall Street’in önemi

Bu sorulara cevap ararken öncelikle New York borsasının ABD ekonomisindeki hatta dünya ekonomisindeki belirleyici rolüne değinmek gerekiyor.
Wall Street’de yani New York borsasında hisseleri işlem gören şirketlerin borsadaki fiyatlarla oluşan değerini gösteren kapitalizasyon değeri 12 trilyon doları bulmuş durumda. New York borsasının hacmi tüm diğer borsaları katlayacak büyüklükte olduğu için Wall Street’deki hareket tüm borsaları etkiliyor.
Geçen yıl ABD’de hisse fonlarına yatan taze para 200 milyar doları aşarken yatırım fonlarının toplam değeri de 4.2 trilyon dolara ulaştı. Hisse senetleri, Amerikalıların varlıkları içinde konutu da geride bırakarak birinci sıraya yükselirken varlıklarının yüzde 28’ini hisse senetlerine bağlayan Amerikalılar, borsa yükseldikçe kendilerini zenginleşmiş hissediyor ve tüketim eğilimlerini sürdürüyorlar.

Borçlan ve tüket

Borsa yükseldikçe (ayrıca enflasyon düşerken reel gelirleri arttığı için) kendilerini zenginleşmiş hisseden Amerikalılar gelirlerinin neredeyse tümünü tüketime yönlendiriyor. ABD’de kişisel tasarruf oranı(%3.8) son elli yılın en düşük düzeyine inmiş durumda; hanehalkı borçlarının kullanılabilir gelire oranı ise ilk kez %85’lere tırmanmış bulunuyor.
ABD ekonomisini yeni bir paradigma içinde değerlendirmek gerektiğini savunanlar düşük tasarruf oranı ve hanehalkının borçluluk durumu üzerinde fazla durmuyorlar. Onlara göre ABD ekonomisi tatminkar verimlilik artışlarıyla, yokolan bütçe açıklarıyla, düşük faiz ve düşük işsizlik oranlarıyla, enflasyonsuz sağlıklı büyümenin sırrını keşfetmiş durumda. Böyle düşünenler borsanın çıkışını sürdüreceğini ve ABD ekonomisini olumlu etkilemeye devam edeceğini ileri sürüyorlar.
Aslında burada kendini besleyen bir süreç söz konusu. Basite indirgersek, hisse fiyatları yükseldikçe Amerikalılar kendilerini daha varlıklı hissedip tüketimi sürdürecek. Tüketim sürdükçe şirketlerin satışları ve karları artacak ve bu hisse fiyatlarına yansıyacak. ABD’de bu süreç sürdükçe Avrupa ve dünya ekonomisi de bundan olumlu etkilenecek.

Greenspan’in uyarısı

“Yeni paradigma”yı fazla ciddiye almayan ekonomistler bu saadet zincirinin bir noktada kopacağını düşünerek, şimdilik alçak sesle de olsa, uyarı mesajları vermeye çalışıyorlar. Örneğin Federal Rezerv Bankası(ABD Merkez Bankası) Başkanı Alan Greenspan geçen yıldan beri bu yönde uyarılar yapıyor ama borsa yükselişini sürdürürken piyasalar Greenspan’i fazla ciddiye almıyor, hatta kimileri Greenspan’i “oyunbozanlık”la ve eski kafalılıkla suçluyor.
Uyarıları yapanlar Asya’dan yansıyacak olumsuz etkilerin, ABD dış açığının patlamasının, fiyatlardaki düşüş eğiliminin ve yükselme eğilimine giren işçilik ücretlerinin ABD şirketlerinin karlarını bir noktada sınırlayacağını, bunun algılandığı noktada New York borsasında bir düşüşün kaçınılmaz olacağını belirtiyorlar. Borsa bir kez düşmeye başladığı zaman, borsa çıkarken tüketimi besleyen “servet efekti”nin bu kez tersine çalışmaya başlayarak borsadaki düşüşü hızlandırmasından kaygı duyuluyor.

Balon patlar mı?

İşte tam bu noktada, bu dizinin ikinci bölümünde değindiğimiz “kurtların sessizliği” olgusu gündeme geliyor ve Wall Street’te şişen “balon”un patlayacağını söyleyenlerin sesi pek yüksek çıkmıyor. Saadet zincirinin sürebildiği noktaya kadar sürmesi isteniyor, çünkü bunun sürmesi kimilerine iyi para kazandırıyor…
“Bu balon mutlaka patlar, Wall Street’de ciddi bir düzeltme yaşanır”, diyenler bile bunun ne zaman olabileceğini söylemeye cesaret edemiyorlar. Alan Greenspan konumunun gerektirdiği bir sorumlulukla “12 ila 18 ay”dan söz ediyor ama büyük bir dönüşümün yaşandığı günümüzün dünyasında mali piyasaların ne kadar ani yön değiştirdiğini hatırlayanlar hiç bir tarih vermemeyi yeğliyorlar.
Wall Street’deki balonun patlaması halinde bunun para birliğini oturtmaya çabalayan Avrupa’ya ve dünya ekonomisine yapacağı etkiyi ise çoğu kimse şimdilik düşünmek bile istemiyor.
Aslında hangi balonun ne zaman ve nerede patlayacağını; yeni şokların yaşanıp yaşanmayacağını ya da nerede ve nasıl yaşanacağını kimse kesin olarak bilmiyor. Bildiğini sananlar da fena halde yanılabiliyor. Uzun lafın kısası, küresel bir ekonominin oluşum sürecinde daha bir çok sürprizler ve şoklar yaşanacak gibi görünüyor.

Darbe nerden gelecek?

Türkiye’nin “muhtıra depremi” ile sarsıldığı günlerde bu dizinin yayınlanması kimilerine garip gelmiş olabilir. Kendi kısır gündemi içinde çıkmazdan çıkmaza sürüklenen bir ülkede küresel şokları tartışmanın gereksiz bir lüks olduğu da düşünülebilir.
Her ülke için kendi gerçekleri, kendi dinamikleri kuşkusuz önemli ama küreselleşme rüzgarının olası etkilerini gözardı etmenin, dıştan gelecek “darbe”leri küçümsemenin bedeli de çok ağır olabilir.
Her an yeni çalkantıların yaşanabileceği bu dönemi en az zararla atlatıp küresel ekonominin yaratacağı fırsatlardan yararlanmak istiyorsak şu noktaları gözardı etmememiz gerekiyor:
* Küresel düzenin kurumsal yapısı henüz oluşmadığı için finansal şoklar önlenemiyor. Şoklardan korunmak isteyen her ülkenin kendi önlemlerini alması, sermaye hareketlerini denetleyecek mekanizmaları kurması gerekiyor.
* Artık hiç bir ülkenin “ben oyunu kendi kuralıma göre oynarım”, deme lüksü yok; oyunu küresel normlara ve kurallara göre oynamayanı piyasalar ergeç cezalandırıyor.
* Ülke ekonomilerinin geleceğini özel sektör firmalarının ve bankalarının performansı belirliyor. Ülke ekonomisinin geleceğini düşünen hükümetlerin öncelikle özel sektörün performansını yükseltmenin yollarını bulması gerekiyor.
* Küresel pazarda köşebaşlarını tutmak isteyen uluslararası şirketler stratejik evlilikler ve satınalmalarla 21. yüzyıla hazırlanırken her ülkenin firmaları yutulma ya da evliliğe zorlanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.
* Dünyadaki gelişmeleri çok yakından izlemeyen ve kendi iç sorunlarına kilitlenen ülkelerin ve firmalarının küresel oyunda yaya kalmaları ve zarara uğramaları kaçınılmaz görünüyor.
* Dünyadaki olayları ve olası gelişmeleri yakından izleyen ülkeler ve firmalar ise , dünya pazarlarında yeni fırsatlar yakalayarak, yeni ortaklıklara girerek çaplarını büyütebilir ve yeni ufuklara yönelebilir.
http://www.milliyet.com.tr/1998/03/25/ekonomi/eko06.html


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: