QUA VADİS ? KÜRESELLEŞMENİN İKİ YÜZÜ


KİTABIN ADI QUA VADİS ? KÜRESELLEŞMENİN İKİ YÜZÜ KİTABIN YAZARI OSMAN ULAGAY YAYINEVİ VE ADRESİ

BASIM TARİHİ 1999 KİTABIN YAYIM MAKSADI KÜRESELLEŞMENİN ANLAMI VE ÜLKELER EKONOMİSİNİN ARASINDAKİ OLUMLU VE OLUMSUZ ETKİLERİ KİTABIN ÖZETİ :

Osman ULAGAY ekonomi ve siyasal bilimler eğitimi gördükten sonra farklı alanlarda çalışmış daha sonra gazeteciliğe başlamıştır. Cumhuriyet, Sabah, halen de Milliyet gazetesinde çalışmalarını sürdürmektedir. Ulagay’ın kitapları arasında 24 Ocak deneyimi, Özal ekonomisi’nde Kim Kazandı Kim Kaybetti, Özal’ı aşmak İçin Enflasyonu Aşmak İçin, Krize Adım Adım ve Aklınla Uçur Beni sayılabilir.

Yazar bu kitabında küreselleşmenin bir yanda teknolojideki gelişme, iletişim devrimi ile küçülen dünyayı diğer yanda ise buna tepki olarak çıkan ekonomik krizler, işsizlik, eşitsizlik gibi toplumsal çöküntüler ve bunun nedenleri, getirdikleri ve götürdükleri üzerinde duruyor ve Nereye Gidiyoruz? sorusuna yanıt arıyor. Bunu da yaparken kendisiyle hesaplaşması, pek çok bilim adamı, ve ekonomist, iş adamı ve sanatçı ile düşüncelerini paylaşarak yeni bir yelpazede günümüzün karmaşık olgusunu ayrıntılarıyla ortaya koymaya çalışıyor.

Ulugay Türk Milleti olarak dünyada olup bitenlere kulak tıkadığımızı; 1997 Asya’da 1998’de de Asya’dan Rusya’ya sıçrayan krizin gelip bizi de vuracağını önemsemediğimizi bu nedenle krizin bizim ekonomimizi de etkileyeceğini savunuyor.

1989’da Berlin Duvarının yıkılmasının ardında Sovyet İmparatorunun dağılması, 1991 deki Körfez Krizinde ABD’nin dünya jandarmalığına soyunması, 1997’de Tayland’da yaşanan kur depremi, 1998 de Uluslararası Mali Sistemin çöküşün eşiğine gelmesine hazırlıklımıydık diye soruyor.

ABD ekonomisi son elli yılın en parlak performansını gösterirken Avrupa ve Japonya buna ayak uydurabilecek miydi?

İşte bu olayların ardından hep beraber Qua Vadis (Nereye Gidiyoruz?) sorusuna beraber cevap bulmaya çalışalım. Yoksa pusulası bozuk bir gemi gibi yolumuzu bulamayabiliriz diye endişelerini belirtiyor.

Bu sancılı dönemde ortaya çıkan sorunların, piyasa ekonomisinin bilinen çerçeveleri içinde çözülmesi mümkün; global kapitalizm kuralları içerisinde her firma, oyunu küresel oyun kurallarına göre oynayacak, ya da kaybedecek diyor.

Önerilen bu çözüm doğrumu; çünkü “yanılma çağı” nda yaşıyoruz demekten de kendini alamıyor.

KAPİTALİZM VE KÜRESELLEŞME

“Dünyada büyük bir değişim yaşanırken «küreselleşme» sürecindeki kapitalizm Marx’ın öngördüğü gibi dünyanın dört bir yanındaki milyarlarca insanı etki alanına çekiyordu” diyen yazar;

“Asya krizinden etkilenen ülkelerin, kapitalist sistemi çok iyi uygulayan ülkeler olması, kapitalizmin olumsuzluklarını ortaya çıkarıyor ama özel mülkiyet ve girişim özgürlüğü tanıdığı için de küreselleşme yolunda emin adımlarla ilerlendiği izlenimini de veriyordu” diyerek, bir düşünce tahlili yapıyor.

BÜYÜK RESİM

Dünyadaki yaşanan olayları anlayabilmek için büyük resme yani dünyanın tamamına bakmak gerekmektedir. Dünyada yaşanan olaylar bir bölgeden çıkıp bir anda bütün dünyayı sarmaktaydı “işte bu” küreselleşmenin bir sonucuydu diyor ve;

Artık bu ülkeler tek başına hareketin mümkün olmadığının, krizleri kitlesel veya bölgesel olarak yaşayarak, ekonomik sorunlarını paylaşmak için para birliğine kadar varan ortaklıklara gitmek gereğini hissetmekteydiler dedikten sonra;

“Peki bu global krizi doğuran nedenler neydi?” sorusuna şu yanıtları yine kendisi veriyor.

1- Küresek kapitalizm kurallarının henüz belli olmaması.

2- Küresel kapitalizm kurumlarının henüz gelişmemiş olması.

3- Ulusal devletin bu yeni düzendeki rolü konusundaki bilinçsizlik.

4- Ülkelerin çoğunun küresel oyunu oynamaya hazır olmaması.

5- Sistemin merkezindeki ABD’nin küresel oyunun kurallarında tek başına yetersiz kalması.

6- Ulusal finans sistemlerindeki bozukluklar.

7- İletişimin gelişmesi ile sistemin bir noktasındaki sorunun tüm sisteme hızla yayılması.

8- Küresel ekonominin bir çok önemli sektöründe ciddi bir arz fazlasının yani atıl kapasitenin

olması.

FİNANSAL KAOS

Japon bankaların yanısıra Asya Krizinin sarstığı ülkelerin hemen hepsinde bankaların ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığı batık kredilerin büyük miktarlara ulaştığı iddia ediliyordu. Kaygıların temelinde uluslar arası finans sisteminin fevkalade karmaşık bir yapıya bürünmüş olması önemli rol oynuyordu. Peki çözüm reçetesi neydi? diyor ve ABD hazine bakanı Rubin’in bu konudaki reçetesini okura sunuyor.

1- Gelişmekte olan ülkelerin krize karşılık sağlam politikalar izlemeleri gerektiği,

2- Uluslar arası sermaye hareketlerine yön veren sanayileşmiş ülkelerin, fon akımlarındaki aşırı

dalgalanmayı önleyecek düzenlemelere gitmeleri gerektiği,

3- İMF gibi uluslar arası kuruluşların ve özel sektörün krizleri önlemede daha etkili olmasını

sağlayacak önlemlerin alınmasını,

4- Ülkelerin kambiyo rejimlerini gözden geçirmeleri ve sağlam ekonomi politikalarıyla desteklenen

dalgalı kur politikalarını benimsemeleri,

5- Global ekonomiye katılan herkesin ve her kesimin, bu sayede elde edilen ekonomik büyüme ve

refahtan pay almasının sağlanmasının sağlanması.

Yazar yukarıdaki görüşlere alternatif olarak; Spekülatör Saros’un, “günün finans piyasalarının” denge sağlayıcı değil de, denge bozucu olduğunu, bu nedenle; “piyasalar nasıl olsa dengeyi sağlar” diyerek karmaşık sorunların çözümünü piyasalara bırakmanın tamamen yanlış olduğunu, İMF’nin mevcut işleyiş biçimiyle el attığı ülkelere yarardan çok zarar getirdiğini ayrıca, İMF’nin olası krizleri önleyecek bir erken uyarı mekanizması geliştirdiğini ve bir tür küresel merkez bankası işlemi görecek şekilde yeniden örgütlenmesini önerdiğini belirtmeden edemiyor.

KÜRESELLEŞME KORKUSU

Bilgi teknolojisinin, internet in, iletişim patlamasının, “Yeni Ekonomi” nin belirlediği çarpıcı bir dünyanın yanında küreselleşmenin diğer yüzünde ise krizlerin, işsizliğin, yoksulluğun, çaresizliğin, eşitsizliğin iç karartıcı tablosu sırıtıyordu. Bu iki tablodan yalnızca birine ya da diğerine bakanlar küreselleşme olgusunu birbirinden çok farklı biçimde algılayabiliyorlardı diyerek korkularını dile getirmeye çalışıyor.

KÜRESELLEŞME VE TÜRKİYE

Bu bölümde yazar; tartışmayı ülkemiz açısından ele alarak, “Küreselleşme tartışmasının birinci boyutunun, insanın yaşamının hemen her alanını etkileyen,teknoloji güdümlü bir dönüşüm ve değişim süreci oluşturuyor. İkinci boyutta ise bu dönüşüm ve değişimin sarsıcı etkilerine karşı ortaya çıkan tepkileri görüyoruz” diyerek bir giriş yapıyor ve;

“Türkiye’ de son zamanlarda baktığımızda yeniliklere karşı kuşkuyla bakan, yabancı düşmanlığının yaygınlaştığı bir yapı görüyoruz. 18 Nisan seçimleri de bunun sonucu olarak milliyetçiliği en iyi kullanan DSP ve MHP nin başarıyla çıkması bunun bunun en güzel göstergesi olarak değerlendirilebilir” tahliline binaen;

“Türkiye’deki entelektüel kesimde de halktan puan kapma uğruna küreselleşmeye ve teknolojik değişime ters bakıyor” diyerek savını güçlendiriyor.

“Milliyetçi ve tam bağımsızlık sloganı hala kulaklara hoş gelse de dünyayı dışlayan bir anlayışla halkın refahının yükseltilmesi de olanaksız” iddiasını da eklemeden yapamıyor.

Yazar, Türkiye’nin küreselleşmeyi lanetleyen bir yabancı düşmanlığı ile daha fazla pirim yapan bu tutumu kısa sürede değiştiremezsek ağır bir bedel ödeyeceğimizi, ama henüz bunun farkında olmadığımızı, burada söz konusu olan bedelin fırsat maliyetinden ibaret olmadığını, enflasyondan insan haklarına kadar dünya standartlarının dışında kalan bir Türkiye’ nin bedelini yeni krizlerle, çok boyutlu istikrarsızlıklarla ödeyebileceğini, küreselleşmenin gerektirdiği değişime karşı çıkarak halkı koruduklarını sananlarında küreselleşmeyle baş etmede yetersiz kalarak topluma ağır bedeller ödeteceklerini iddia ediyor.

BU GİDİŞ NEREYE?

“Küresel oyuna damgasını vuran ABD’nin yanı sıra uluslar arası şirketlerinde küresel rekabet baskısı ve küresel pazarda köşe başlarını tutmanın önem kazanması, en büyük şirketleri bile stratejik birleşimlere itiyor” diyen yazar, gidişin yönünü göstermeye çalışıyor.

“Ne olursa olsun dünya ülkeleri küreselleşme süreci içindeki global kapitalizm sorunları ile baş etmeyi öğrenecek, çoğu kez ABD’ nin belirlediği kurallara göre oynamayı öğrenecek diyen yazar, asıl sorulması gereken sorunun ise: global kapitalizmin bu süreçte nasıl bir evrim geçireceği, piyasaların ötesinde ne gibi kurumsallaşmayı gerek göstereceğidir” sorusu olması gerektiğini savunuyor.

NE YAPMALI?

Kitabın sonunda yazar bütün bu görüşlerini;

– Artık teknolojideki gelişmeyi durdurmanın olanaksız olduğunu kabul edip, bütün enerjimizi küreselleşmeye “insani yüz” kazandırıp bu sürenin olumsuz etkilerini gidermeye çalışmayı,

– Küreselleşme aslına bakılırsa 3 ncü sanayi devriminin bir uzantısı, teknolojideki yeni atılımların bir sonucu olduğunu anladığımızda; bunu durdurma veya ters çevirmenin olanaksız olduğunu anlamayı,

– Küreselleşmeye ayak uyduracak bir ülkenin de mutlaka bilgi teknolojisini kullanması gerektiğini; bu da insana yatırım ve eğitim atılımının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor diyerek özetledikten sonra, tek değişmeyen şeyin “değişim gerçeği” olduğu ve her değişim sürecinde dramlar yaşandığı ama bu dramların ve kaygıların küreselleşme sürecimizin insanlığa yeni ufuklar açacağı beklentisini ortadan kaldırmıyor sonucuna vararak; küreselleşmenin biz insanların değiştiremeyecekleri yazgısı olduğunu bizlere anlatmaya çalışıyor.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.

One response to this post.

  1. […] QUA VADİS ? KÜRESELLEŞMENİN İKİ YÜZÜ […]

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: