YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILA HAZIRLANIRKEN


Paul Kennedy

Çeviren: Fikret ÜÇCAN
TÜRKİYE İŞ BANKASI Kültür Yayınları

Robot teknolojisi, otomasyon ve yeni bir sanayi devrimi

Buhar gücüne dayalı sanayi, on sekizinci yüzyılın sonlarıyla on dokuzuncu yüzyılın başlarında İngiltere’nin kuzey ve orta ke­simlerinde yayılmaya başladıktan sonra, doğal olarak çok sayı­da yabancının da ilgisini çekmiştir. Avrupa’dan ve Amerika’dan gelen ziyaretçiler kâh hayranlıktan gözleri kamaşarak kâh endi­şeye kapılarak ısıyı makineler aracılığıyla işe dönüştüren buhar motorlarıyla yapılan sanayi üretiminin cesur yeni dünyasına bakakaldılar. Bu yeni makinelerde insanları en çok etkileyen şey, "hızlı, düzenli, dakik, yorulmaz" oluşlarıydı.1 Kömür ikmali sürekli olarak sağlandığı ve makinalar sağlam çalışır vaziyette tutulduğu takdirde, insanların, öküzlerin ve atların "bedeni" enerjileri tükendiği zaman yaptıkları gibi yorgunluk alâmetlerini asla göstermiyorlardı. Makineler bütün gün ve bütün gece bo­yunca çalışabiliyordu; gerekirse haftalarca durmadan çalışabili­yordu.

* İngiliz yazar Aldous Huxley’nin (1894-1963) Brave New World adıyla 1932’de ya­yınladığı meşhur kurgubilim romanına atıfta bulunuluyor (Çevirenin Notu).

  Sanayi Devriminin gerçek anlam ve önemi – gözlemcilerin ona karşı bu kadar saygıyla karışık korku duymalarının da sebebi -buhar gücüne dayalı bu makineleri ve onların başındaki insan­ları bir fabrika sistemi içine yerleştirmiş olmasıydı. O zamana kadar, imalât biçimlerinin birçoğu, belirli merkezlerde toplan­mayıp evlerde yapılan üretim faaliyetlerini kapsıyor ve üreticiler, ister şehirlerde mum imal eden ister köylerde el tezgâhlarında dokuma yapan kişiler olsun, genellikle parça başı ücret karşılığı çalışan insanlardan oluşuyordu. Çanak çömlek ustalığı, tuhafi­yecilik gibi el sanatlarına ilişkin faaliyetler de aynı şekilde dü­zenlenmişti. En büyük projeler bile – bir savaş gemisi veya bir saray inşa etmek gibi – bir bakıma nev’i şahsına münhasır, be­lirli bir düzenden yoksun, çeşitli şekillerde kesintilere tâbi olabi­len girişimlerdi. Buna karşılık, fabrika sisteminde, işçiler bir araya getirilmekte makinelerin belirlediği ritme uygun ola­rak standart bir tarzda çalışmaları istenmekteydi. İşçiler on, on iki saatlik veya daha da uzun süreli sabit ‘Vardiyalar" halinde çalışıyor; kendilerine saat başına ücret ödeniyordu. Makinelerin çalışma şartları her şeyin üstünde olduğu için, işçiler fabrikanın yanıbaşında, işverence sağlanan sıra evlerde yaşamak zorun­daydılar. Fabrika sistemi böylece bir şehirli proletaryası doğur­muş, bu proletaryadan türeyen sonraki nesiller de atalarının sa­nayî-öncesi yaşam tarzı hakkında bildiklerini artık unutmaya başlamıştır.

Yabancı gözlemcilerin yeni imalât sanayiini neden hem endi­şelenerek hem de hayranlık duyarak karşıladıklarını anlamak mümkündür. Sanayi Devrimi, özellikle İhtilâl Savaşları ve Napolyon savaşları sırasında, koalisyon kuvvetlerinin Fransa’ya karşı sürdürdükleri destanlaşmış mücadelede, ihracatın patla­ma göstererek bu kuvvetlere destek sağladığı bir dönemde, ingil­tere’nin gücünü açıkça arttırmıştır.2 Şu halde, İngiliz sistemini taklit etmeyi becerebilen bir ülke hem verimliliğin hem de milli gücün göreli olarak artmasından yararlanabilecek, sanayileşe­meyen ülkeler ise zararlı çıkacaktı. Sanayileşme böylece Büyük Güçler arasındaki asırlık rekabete yeni bir ivme kazandırmış oldu.

İnsanların endişelenmesine yol açan ikinci ve daha da önemli bir neden, kişilerin kendi toplumları üzerinde sanayileşmenin yapacağı etkilerden kaynaklanan kaygılarıydı. Her tarafından şakırtılar çıkan, buharlar püsküren yeni makinelerin seyrine doyum olmuyordu , ne var ki; bir fabrikada çalışmanın da cehennemden farkı yoktu! bu sadece sağlıksız çalışma koşullarından değil çalışma rejiminin çok katı kurallara bağlı olmasından kaynaklanıyordu. Sanayi-öncesi dönemde Raynland’da veya Silezya’da yaşayan insanları, hiçbir sosyal çalkantıya sebebiyet vermeden şehirde yaşayan proletarya haline dörüştürmek mümkün müydü? Daha da kötüsü fabrika sistemi karşısında işlerini kaybeden zanaatkarlar, el tezgâhı dokumacıları gibi kimselerden oluşan kütleler ile ya da bunların işsiz kalması karşısında şiddetli bir mücadeleye girişen nüfuzlu meslek birlikleriyle başa çıkılabilir miydi?3 Zaten İngilizlerin usullerine uyamamak başlı başına bir problemdi; onları taklit etmek ise insanın (yaşama) (çalışma) ve (geçimini sağlama) tarzını hemen hemen tamamen değiştirmesi demek olacaktı. Bu ikilemin hatırda tutulması önem arz etmektedir, çünkü aradan geçen iki yüzyıldan sonra, şimdi belki biz de, sanayi mallarının nasıl yapılması gerektiği konusunda devrim boyutlarına varan başka bir değişimin eşiğinde bulunuyoruzbu sefer ki değişimin öncülüğünü İngiltere değil Japonya yapmakta ve fabrikalarda insan yerine robotların ve diğer otomasyon ekipmanının konması gündeme gelmektedir. İki yüz yıl boyunca, imalât ve montajda her türlü değişiklikler uygulanmıştır, Taylor ve Ford’un yeni buluşları ya da "just-in-time"* üretimi de olsa ana unsur hep insanların bir işyerinde bir araya gelmesi olmuştur. Şimdi şahit olduğumuz devrim ise, teknolojinin yönlendirdiği bir devrim olarak bu sürecin çerçevesini kırıp dışarı çıkmaktadır; verimliliği arttırmak için fabrika işçileri yerine (robotların geçirilmesiyle;) otomasyonun fabrika, dışı bıraktığı insanların sayısı öylesine artmaktadır ki bu durum belki sadece birkaç kontrol mühendisi kalıncaya kadar da böyle devam edecektir. Şayet bu amaç gerçekleştirilirse, tekerlek tam devrini tamamlamış olacaktır. Fabrika sistemindeki çalışma şartlarıyla 1820’li yılların İngiltere’sinde yabancı gözlemcileri dehşete düşüren sanayi

*İmalât için stok bulundurulmayıp üretim sırasında gerekli olduğu anda ikmal yapılması. Bazı metinlerde Türkçe karşılığı olarak kullanılan "zamanında üretim- keli­mesi kanaatimizce just-in-time kavramını karşılamamaktadır. Belki de ‘tam gerekti­ği anda** deyimi daha doğrudur (Çevirenin Notu).

 

"kölelerinin yerini artık robotlar alacaktır; robot’un dilbilimi bakımından kökeni Çek dilinde, kul köle anlamına gelen robotnik kelimesidir.4

Aynı buhar gücünde olduğu gibi, robot teknolojisinin de karmaşık ve çok çeşitli uygulama alanları vardır. Bir bilgisayarla kontrol edilmeyen basit cihazlar dışında ve sadece programlanabilir makineler nazarı itibara alınırsa sanayi robotları, alan robottan ve akıllı robotlar arasında mükemmellik bakımından muazzam farklar vardır. Bu saydıklarımızdan birinciler, nokta kaynağı ve sprey boyama gibi çeşitli görevleri otomatik olarak yapacak şekilde ayarlanmış kumandalara sahip olan sabit makinelerdir. Buna karşılık, saha robotları yapısında belirli bir sistemi bulunmayan bir çevrede faaliyet gösterecek şekilde tasarlanmış olup etrafta dolaşabilmesini, bir engele karşı duyarlık gösterebilmesini vs. sağlayacak sensorlara sahiptir; bunlar en çok, madencilik, yangına karşı mücadele, zararlı madde bulaşmış bir tesisin temizlenmesi, deniz altındaki çalışmalar gibi insanların yapması ya çok zor ya da çok(tehlikeli olan) işlerde kullanılmaktadır. Son olarak da, yeni ve insanı heyecanlandıran üçüncü kuşak akıllı robotlar olarak, problemleri insanların yaptığı gibi çözmek üzere (bilgi bazlı sistemler de denen) suni zekâ kullanacak şekilde tasarlanmış henüz deney aşamasındaki bilgisayarlı makineler vardır.5 Şüphesiz, yapılması gereken ödev ne kadar karmaşık ve pahalıysa insanların fiilen robotlarla ikame edilmesi de o kadar olağan hale gelmektedir. Sanayi robotlarının çoğunluğu otomobil fabrikalarında kullanılmaktadır,- metal levhalarının kesilmesi, nokta kaynağı, boyama – çünkü bu sanayi, işçilerin tekdüze, tekrarlı hareketleri otomat gibi yapmalarını gerektiren fabrika üretim hattı ve montaj sisteminin klâsik örneğidir.6 Aynı durum, radyo veya CD player parçalarının montajı için de geçerlidir. Öğretmenlik veya polislik gibi kendi başına bağımsız hareketler yapılmasını gerektiren işlerin makinelerce yapılması mümkün değildir. Avukatlar, doktorlar ve profesörler de otomatik taklit olayını kendi alanlarından uzak tutmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

Bu bahsin büyük bir kısmı sanayi robotlarının muhtemel et­kilerinin tartışılmasına ayrılmışsa da saha robotları ile akıllı ro­botların kullanımının da ekonomik mülâhazaların etkisi altında

sosyoloji

kaldığından söz etmekte yarar vardır. Uzun süreli tıbbî bakım­larda masrafların yukarı doğru helezon etkisiyle tırmandığı Amerika Birleşik Devletlerinde, hastanelere becerikli robotlar satın alınarak lâboratuvarlarda numuneleri bir yerden başka yere oynatmak, cerrahî enstrümanları mikroplardan arındır­mak, eczaneden ilaçları vermek vs. gibi işleri bunlara yaptırma konusu incelenmektedir. Amerika’da bir baştan öbür başa teh­likeli atıkları temizlemek yüz milyarlarca dolara mal olacağı için şimdi robotlar alınmaktadır, Three Mile Island tesisinde 1979 yılındaki kazadan sonra bulaşan maddeleri denetlemek, numuneler almak ve tamamen temizlemek için saha robotları geliştirilmişti. Uzay araştırmalarında, derin deniz madenciliğinde kullanılmak üzere, hatta uzaktan algılamalı ve yabancıların geçişine karşı hassas sensorlarla donatılmış veya alarm/ haberleşme sistemleriyle teçhiz edilmiş başka makineler de ya­pılmıştır.8

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa’da dikkatler büyük ölçüde egzotik robotlara çevrilmiş bulunmaktadır: bunlar ayın yüzeyini geçebilen veya satranç oynayabilen makinelerdir. Bu araştırma çok önemli olmakla birlikte, Jules Verne’varî bir robot hayranlığı insanların dikkatini, imalât sanayii’nde otomasyon sayesinde gerçekleştirilecek etkinlik ve verimlilikten bambaşka konulara kaydırmaktadır. Montaj veya metal kesme amaçlı sanayi robotları belki satranç oynayan robotlar kadar ilgi çekici değildir ama, bunların uzun vadeli – ekonomik, demografik ve dünyadaki üretim payındaki – etkileri muhakkak ki çok daha fazla önem kazanacaktır.

Bu etkileri ele almadan önce, niçin sanayileşmiş toplumlardan bazılarının yeni makineleri benimsediğini, diğerlerinin ise benimsemediğini anlamamız gereklidir. Neden, özellikle Japonya robot teknolojisinde liderliği ele geçirmiş buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri – orijinal teknolojinin büyük kısmını yaratmasına ve bilim adamları da hâlâ robot teknolojisinin geleceği için yeni fikirler üretmesine rağmen – bu sanayideki payının yok olup gitmesine göz yummuştur? İlk bakışta, Japonya’nın robot teknolojisi alanında Amerika’ya üstünlüğü, mikroişlemciler, bilgisayarlar ve elektrikli âletler gibi bununla ilgili sanayilerde daha önce de olan şeyin bir başka örneğidir. Japonya’nın birçok güçlü yanları vardır: Yüksek düzeyde eğitimli bir işgücü, uzun vadeli bir kararlılıkla kilit sanayileri geliştirme azmi, kolayca sağlanabilen düşük faizli sermaye, yüksek düzeyde Ar-Ge yatırımları, çok sayıda mühendis ve en üst kalite tasarım ve etkin üretime inançla bağlılık. Japonya’da otomobil ve elektrikli âletler sanayilerinde faaliyet gösteren firmalar, aralarındaki kıran kırana rekabet yüzünden verimliliği arttırmak amacıyla yeni makinelere yatırım yapmak zorunda kalmışlardır; hükümetten teşvik gören bir leasing şirketi (JAROL) piyasaya ucuza tavsiye desteği ve makine arz etmiş; robotlar da "just-in-time" üretim tekniklerini zaten uygulamakta olan bir fabrika kültürüne dikkat ve titizlikle entegre edilmiştir.

Amerika Birleşik Devletlerindeki şartlar, Unimation ve Cincinnati Milacron gibi şirketlerin daha önceki tarihlerde gerçekleştirdiği hamlelere rağmen hiç bu kadar müsait olmamıştı. Hükümetin iş âlemine burnunu sokmamak gibi bir politika takip etmesinin anlamı bu kaynaktan hiçbir destek gelmemesi demekti. JAROL’un yaptığı kiralama, tanıtma ve robot kullanımı hakkında tavsiye desteği sağlama işini yapabilecek ona benzer hiçbir kuruluş mevcut değildi. Amerika’da sermaye temin etmenin maliyeti Japonya’dan da Almanya’dan da yüksekti; Amerikan şirketleri de Wall Street’in baskısı altında kârlarını yüksek tutmak (hatta daha az yatırım yapmak pahasına da olsa) zorundaydı. Büyük otomobil şirketleri, montajda otomasyona geçmenin coşku dolu ilk heyecanını atlattıktan sonra, imalât sanayiindeki yeni yatırımlar 1980’li yılların ortalarında sektörün tamamında muazzam bir düşüş kaydetti. 10 Bunun sonucu olarak, robot sanayii de şiddetli bir çalkantı ile sarsıldı; 1985’te robot yapımı işinde olan elli kadar şirketin yarıdan fazlası 1990’a kadar piyasadan yok olup gitti.11 Geri kalanları da ya yabancı şirketler satın aldı ya da birleşmek zorunda bırakıldılar. 1991 yılına gelindiğinde Amerika’da robot sanayiinde artık bağımsız tek bir robot imalâtçısı bile kalma­mıştı.

sosyoloji

Amerika’daki diğer sanayiler hakkında da buna benzer hikâyeler anlatmak mümkünse de, Japonya ve Amerika’nın robot sanayii konusundaki tutumlarının birbirinden farklı olma­sı, büyük ölçüde özel bir faktörün etkisinden kaynaklanmıştır: bu faktör demografidir. Japonya’nın otomasyon konusundaki azim ve kararlılığının asıl nedeni ciddi boyutlara varan bir işgü­yetersizliğidir; bu yetersizlik 1960’lı yılların ortalarından beri devam edegeliyor ve Japonya’nın ihracata dayalı patlamasının boyutlarını daraltma tehlikesi yaratıyordu. Demografik değişme­ler, o zamandan beri – gelecektekileri şimdilik bir yana bırakır­sak – imalât işlerinde çalışabilecek Japonların sayısını önemli ölçüde etkilemektedir. Sanayi robotları kullanmanın sağladığı ekonomik üstünlükler şimdi artık tamamen ortalığı sarmıştır, çünkü robot maliyetleri muazzam oranlarda düşmüş ve yatırı­mın kârlılığı için gereken süre de aynı oranda, kısalmıştır. "Bir robot bir günde bir vardiyada bir işçinin yerini alıyorsa kabaca dört yılda fiyatını ödüyor demektir. Bir robot İki vardiya İçin kullanılıyorsa kendi kendini iki yılda, yirmi dört saat kullanılı­yorsa, bir yıldan biraz fazla bir sürede ödeyecektir."12

Oysa, Japon sanayiinin özel yapısı ve yönetim-çalışanlar iliş­kilerinin durumu olmasa üretimde otomasyona bu kadar kolay­ca geçilemezdi. Japonya’daki büyük şirketlerin çoğu ömür boyu istihdam politikası uygulamakta olduğuna göre, bir işçinin yeri­ni bir robot aldığı anda o işçi işten atılmayacak değişik bir alanda yeniden eğitime tâbi tutularak firma içinde veya o sanayi gruplarındaki bağlı şirketlerden birinde başka bir işe yerleştiriri­lecektir. Üstelik, robotlar başlangıçta metal kesme, nokta kay­nağı, boyama ve yedek parça nakliyesi gibi tekrarlı ve/veya teh­likeli işlerde kullanılarak işçileri bu sevimsiz işlerden kurtarmış ve yıl sonu ikramiyelerine yansıtılacak bir prodüktivite artışı vaat etmiştir. Son olarak da. Japon sendikalarının gelenekleri arasında, kalite kontrolünü arttırmak ve kendi şirketlerinin ra­kiplerinden daha ileride olmasını sağlamak için yönetimle birlik­te çalışmak da vardır. Robotlar, Toyota veya Kawasaki Heavy In­dustries’e yardım edip rekabeti ortadan kaldırsalar herhalde bu da büyük memnunluk yaratırdı.

Japon sanayii, sosyal barışı zedelemeden işgücü açığına karşı çare bulmakla kalmamış. Alman firmalarının – ya da bu hususta, New York ve Kaliforniya’daki şirketlerin – yaptığı gibi, çok sayıda yabancı işçi ithal, etme yolundan da kaçınmıştır.

Böylece Japonya’da ırkın homojenliğini idame etme gayretine bağlı kalınmış, mekanik "köle"ler işleri yaparken, Japon işçileri de başka görevlerde istihdam edilmek üzere alan değiştirme eği­timine alınmıştır. Bundan dolayı, gelecekte Güney’den Kuzey’e yönelecek göçün şekli ne olursa olsun, Japonya, hem sanayide­ki rekabet gücünü hâlâ muhafaza etmekte hem de Amerika Bir­leşik Devletleri ve Avrupa’ya nazaran göçten çok daha az etki­lenmenin planlarını yapmaktadır.

Bu durum ile Amerika’nın yaşadığı tecrübe arasındaki tezat bundan daha açık ve seçik olarak ortaya konamaz. İşçi maliyet­lerinin yükselmesi yüzünden, A.B.D. otomobil şirketleri 1980’li yılların başlarında robotlara yatırım yapmaya yönelmekle birlik­te, Amerika’nın genelde işgücü açığı yoktur; buna ilâveten, orta­lama ücretler şimdi Japonya’daki ortalama ücretlerden çok daha düşüktür. Üstelik, robotlar çoğu zaman hayal kırıklığı ya­ratmıştır. Robotları etkin bir şekilde çalıştırmak için fabrikanın genel yerleşim planlarında önemli sayılacak değişiklikler yap­mak ve ürünleri, robotların daha kolay işleyebileceği şekilde ye­niden tasarlamak gerekmektedir. Robotlar mükemmelleştikçe, daha fazla tasarım gerekmektedir; öyle ki, Amerikan firmaların­dan birçoğu sonunda eski yöntemleri – ve işçilerini – muhafaza etmeyi ve yeni makineleri elden çıkarmayı tercih etmektedir. Başka bir ifadeyle, sonuçta Amerika Birleşik Devletlerindeki prodüktivite artışı Japonya’dakinden daha az da olsa şirketlerin robot teknolojisini benimsemesini gerektirecek Ölçüde bir de­mografik neden mevcut olmamıştır.

Son olarak, Amerikan sendikaları robotları istihdama karşı bir tehdit olarak görürler, bu şüphelerinde pek de yanılmış sa­yılmazlar, çünkü, Amerikan sanayii, genellikle, gereksiz duruma düşen isçileri, alan değiştirmesi için tekrar eğitmez. Meselâ,

sosyoloji

1981-82 resesyonunu takiben, 2 milyon kadar becerisi günün ihtiyaçlarına uymayan Amerikalı işini kaybetti. Pittsburgh gibi, verimliliği arttırmak üzere robotların memnuniyetle karşılanaca­ğı sanılan şehirlerde, yüz binlerce kalifiye işçi daha 1980’li yılla­rın başlarında işten çıkarılmışlardı.13 Bir yanda, kaynakçılık gibi zorlu işlerin yerini makinelerin almasına göz yumulurken, genelde Amerikan işgücü robotlara karşı çıkmıştır – şirketler de bunu bilir.

Bu nedenle, robot teknolojisinde Japonlar, Tablo 2’den de gö­rüldüğü gibi. şimdi hâkim duruma geçmiş vaziyettedirler.

Tablo 2. Dünya Sanayi Robotları Popülasyonu, 1988 Sonu İtibariyle14

Japonya 176.000

Batı Avrupa 48.000

ABD 33.000

Doğu Avrupa, Güneydoğu-Asya, dünyanın geri kalan kısmı 23.000

Toplam 280.000

Japonya 1988’den bu yana otomasyona diğer bütün ülkeler­den daha fazla para harcadığı için. bu alanda artık tamamen başa güreşmektedir. Dünya’daki toprak alanlarının sadece yüzde 0.3’üne ve nüfusun da yüzde 2.5’ine sahip olan Japonya, dünyadaki sanayi robotlarının yüzde 65.70 kadarına sahiptir; bu durumun çağrıştırdığı bir başka bir ada ülkesi, Viktorya ça­ğının orta dönemlerinde, dünyada üretilen çeliğin yedide beşini ve demirin yarısını üreten İngiltere’dir.15

Otomasyondan kaynaklanan verimlilik artışlarının önemi ve değeri nedir? Birkaç yıl önce, Nissan Tokyo bölgesindeki oto­mobil üretim tesislerinin kalitesini, epeyi ileri bir montaj yön­temiyle, robotlar kullanarak yükseltmiştir, önceleri. Nissan’da,

yeni bir araba modeli için şasi montaj tesisini yeniden donat­manın süresi on bir ayı bulur ve maliyeti 4 milyar yene ulaşır­dı; şimdi bu süre dörtte birine inmiş, maliyeti de üçte birine düşmüştür10 – bu da Japon oto sanayiindeki prodüktivite artı­şının devam etmesinin altında yatan asıl sebeptir. Fuji Dağı yakınlarındaki meşhur FANUC imalât tesisi "geleceğin fabrika­sını en iyi temsil eden örnek olarak gösterilebilir. 1982’den önce, 108 kişi ve otuz iki robottan oluşan bir işgücü her ay yaklaşık altı bin kadar milli motor ve servo motor üretmektey­di. Fabrika tasarımının tamamen yeniden elden geçmesi ve daha da ileri düzeyde otomasyon sağlanması sonucu, şimdi sa­dece 60 kişi ve 101 robotla bir ayda on bin servo motor üret­mektedir ki, böylece prodüktivitede, başta yapılan yatırımı ra­hatça çıkaran üç misli bir iyileşme sağlanmış demektir. Oysa, FANUC’un yöneticilerine göre, bu dahi tam otomasyona geçişte sadece bir ara kademeden ibarettir.17

Prodüktivitedeki artışlar yavaş yavaş yükselen bir seyir takip etmekle birlikte, zaman içinde, Japon robot sanayiine istikrarlı bir sipariş akışı sağlamakla kalmayıp Japon imalât sanayiinin de kalite ve verimliliğinde kümülâtif artışlar sağlaması dolayısıy­la önem kazanır hale gelmektedir. Robotlar ısınmak için kalori­fere ya da serinlemek için klimaya ihtiyaç duymazlar; karanlıkta çalışıp elektrikten tasarruf sağlarlar; yorgun bitkin düşmezler. İmalât sanayiine, robotlar sayesinde büyük bir esneklik kazandırılmıştır, çünkü farklı ödevler için veya montaj hattına değişik modelleri almak üzere yeniden programlanmaları mümkündür. Hareketleri tamamen kontrol edilebildiğinden, malzeme israf etmezler – meselâ robot boya püskürtücüler, normal işçilerden yüzde 30 kadar daha az boya kullanır.

Bütün bunlardan anlamamız gereken şey, galiba, imalât sü­recinde otomasyonu beraberinde getiren yeni bir sanayi devriminin başlayışına tanık olduğumuzdur. Birçok bakımdan, bu­harlı motorlar ile robotlar arasındaki benzerlikler akıllara, durgunluk vericidir. İkisi de, bir şeyleri üretmenin öyle birer yeni usulüdür ki, aynı anda hem işçilerin fiziksel çabasını azaltmakta hem de toplam prodüktiviteyi arttırmakta; bir süreç olarak yeni iş alanları yaratıp birçoğunu da tasfiye etmekte; ayrıca, hem sosyal değişimin gerçekleşmesinde hem de emeğin yeniden tanımının yapılmasında bir itici güç rolü oynamaktadır.18 Bu­harlı motor gibi robot sanayii de uluslararası rekabet gücünü etkilemekte, yeni teknolojilere yüklü yatırımlar yapan uluslarda

sosyoloji

fert başına üretimi arttırmakta ve aynı şeyi yapma gücü olma­yanların diğerlerine göre pozisyonunu uzun vâdede zayıflatmak­tadır.

Bir başka benzerliğin de, bu yeni teknolojiyle ilk defa karşılaşan yabancı ziyaretçiler üzerindeki kuvvetli etkisi olduğu söylenebilir. İngiltere’nin ilk başlarda buhar gücüyle çalıştırılan fabrikaları karşısında şaşkınlıktan dili tutulan gözlemciler gibi, FANUC’un otomasyona geçmiş fabrikasını ziyaret eden yabancılar da, bina içinde oradan oraya dolaşan, entegre devre kartlarını tıkırtı vızıltı sesleri çıkararak lehimleyen, yaptıkları işi kameradan yapılmış gözleriyle inceleyen, malzemeleri bir robottan öbürüne geçiren, ışıklar karardıktan sonra karanlıkta da işe devam eden robotları seyrederken gördükleri bu manzara karşı­sında takdir duygularım saklayamamaktadır.19 Buhar makinesinin de robotun da imalât sanayiine hem yeni ümitler hem de tehlikeler getirdiğini insanlar hissedebilmiş bulunmaktadır.

Robot sanayii henüz emekleme çağında olduğu ve büyük ölçüde de tek bir ülkede yoğunlaştığı için, gelişmiş ülkelerle gelişme yolundaki ülkelerdeki (meselâ) otuz yıl sonraki etkilerine duyulan ilgi, daha biyoteknoloji ve nüfus değişmeleri konularına duyulan ilginin derecesine ulaşmamıştır. FANUC’un mucize robotlarının tanıtımı için yapılan reklâma rağmen, fabrikalar birbiri ardına makine parklarına yeni makineler ilâve ettikleri için, Japon imalât sanayiinde robot teknolojisi kullanımı artık olağan sayılan ve azar azar artan bir birikim haline gelmiştir. Konu, gazetelerin manşetlerinde de uzay yarışında veya süper bilgisayarlarda gerçekleştirilen yeni icatlar ve buluşlar kadar yer almamaktadır. İlginçtir ki, Amerikan sanayiinin Japon robotlarına bağımlılığı gittikçe artmasına rağmen, Amerika’nın yabancı malı çiplere veya dizüstü bilgisayarlara bağımlılığından dert yanan

* FANUC fabrikalarını ayda yaklaşık iki bin kişi ziyaret etmektedir: herhalde bu yüz­den, bu tesisler, dünyanın en görülmeye değer sanayi gösterisini teşkil ediyor.

siyasilerden pek azı bu dengesizliği bahis konusu etmektedir. "Robot sanayii devrimi" sözü bile, robot kullanmakta sorunları olan veya işgücünün nispeten ucuz olduğu yerde yeni makine­lerde pek avantajlı bir durum görmeyen Amerikalı işadamlarınca tereddütle karşılanmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde robot teknolojisi güçlü bir "mühendislik kültürünün bulunduğu, fert başına ortalama yaşam standart­larının yüksek olduğu (dolayısıyla yüksek işgücü maliyetlerinin bulunduğu) ve nüfus artış hızının yavaşlaması yüzünden kalifi­ye işçi stokunun azaldığı yerlerde çok daha fazla gelişme eğilimi göstermektedir; Japonya’dan sonra, başa güreşen başlıca ülke­ler Almanya ve İsveç’tir, bunlar geleneksel olarak makine, elekt­rik mühendisliği ve yüksek kaliteli otomobil alanlarında güçlü ülkelerdir. İmalât sanayiindeki yatırımların düşük kaldığı veya sendikaların, robotlardan, işçilerin yerini alacak diye korktukla­rı ülkelerde ilerlemesi daha zayıf bir ihtimal olarak görülmekte­dir. Eski Sovyetler Birliği devletlerinde de robot sanayiinin geliş­mesi pek mümkün görülmemektedir, çünkü, SSCB on binlerce sanayi robotuna sahip olduğunu iddia etmesine rağmen, bilgi­sayar ve mikroişlemci teknolojisinde geri olan bir ekonomide dört dörtlük bir robot sanayiinin etkin bir şekilde işlemesi mümkün olmaz. Bir zamanlar Sovyetler Birliği olan ülkenin milyonlarca yurttaşı iş ararken, robotlar herhalde en son lâzım olacak şeydir. Galiba, sorunun cevabı, daima, bir yandan otomasyona yatırım yapmanın ekonomik boyutu diğer yandan da bir ülkenin demografik ve sosyal yapılarında yatmaktadır.

Otomasyon imalât sanayiinde prodüktiviteyi arttırdığına göre, otomasyona geçen ve bu geçişin sosyal neticelerine katlanabilen şirketlerin ve ülkelerin nisbî gücüne da katkıda bulunmaktadır. Kuzey Amerika. Avrupa ve Doğu Asya gibi üç büyük ekonomik bölgede piyasa paylarını ele geçirmek için global düzeyde süregelen çekişmede, robot teknolojisi bir tarafta Nissan’lar ve Toyota’lar, diğer tarafta da Peugeot’lar, Fiat’lar ve Chrysler’ler arasında prodüktivite bakımından halen mevcut olan derin uçurumu daha da açma tehdidi yaratmaktadır. Avrupalı bürokratlarla Amerikalı araba imalâtçıları, imalât sanayiinde ve ileri teknoloji­de Doğu Asya yönünden gelen meydan okumaya karşı koymak için birbirlerine dolanıp ithalât tahditleri koyarak aradaki farkı kapatmak amacıyla kendilerine beş on yıllık bir soluk alma süresi sağlamaya çalışırken, robot teknolojisi bunların işini daha da zorlaştırmakta, hatta Japon şirketleri geleceğe dönük yatırımlarda herkesi geride bırakıp geçtiği sürece, imkânsız hale getirmektedir. O halde, robot teknolojisinin ortaya koyduğu bir diğer sonuç da, global ekonomik dengeleri İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika Birleşik Devletlerinin elinden alıp Japonya ve Almanya’nın eline geçirmesidir.

Avrupa ile Amerika, robot teknolojisi karşısında, dağınık, düzensiz ve kararsız bir tutum sergilemekle birlikte, bu konuda , gelişme yolundaki toplumlara kıyasla – hiç olmazsa fizik ve fikir altyapıları itibariyle – çok daha iyi rekabet edebilecek durumdadır. Global finans, biyoteknoloji ve çokuluslu şirketleri nazarı itibara aldığımızda, gene karşımıza teknolojinin yönlendirdiği bir devrim çıkmaktadır ki, bunun, fakir ülkeleri ya kümenin en altında tutmaya devam etmesi ya da bunları daha da zayıflatması ihtimal dahilindedir.

* Bkz. 10. Bahis. "Gelişme Yolundaki Ülkelerin Galipleri ve Mağlûpları".

* 1988 yılında Tayvan’da 682 sanayi robotu vardı; bu sayı İsviçre, Avusturya ve Norveç gibi ülkelerden fazla idi.

Gelişme yolundaki ülkelerden bir kısmı Üçüncü Dünya’dan kopup Birinci Dünya’ya* yetişmeye çalıştıklarına göre, aşağıdaki tartışma, Güney Asya, Afrika ve Orta Amerika’nın gerçekten fakir, aşırı kalabalık toplumlarının kaderi üzerinde yoğunlaşmakta, farklı bir kategoriye dahil olan Doğu Asyalı YSÜ’nün geleceğini ele almamaktadır. Tayvan hariç,* YSÜ’lerde mevcut robot sanayiine ait rakamlar elde mevcut değildir, ama daha genel bir teknoloji göstergesi olarak, meselâ yarı-iletken üretimini yansıtmaları mümkündür. Bu alanda. Güney Kore, Tayvan, Singapur ve Hong Kong çok hızlı bir gelişme kaydetmektedir, çünkü bu ülkelerde hükümetler elektroniği ve bilgisayarları, ihracata dayalı büyüme için kilit sanayiler olarak hedef seçmiş bulunmaktadır. Bunların Japonya’daki rakipleri, yatırımlarını büyük ölçüde robot sanayii alanına – YSÜ’nün düşük işgücü

Kendi robot teknolojisi devrimini gerçekleştirmek isteyen bir gelişme yolundaki ülkenin, bunun için sermaye fazlasına, büyük boyutlara ulaşan bir mühendis ve bilim adamı arzına ve işgücü açığına ihtiyacı vardır. Ne yazık ki, gelişme yolundaki ülkelerde hem sermaye kaynakları azdır hem de dış borçlara ödenen faizler yüzünden her yıl yurtdışına giden net bir sermaye akışı vardır. Bu ülkelerde mühendisler ile bilim adamlarının sayısı da nispeten azdır.20 Son olarak da, bunların başlıca meselesi yoğun işgücü fazlalığı olduğu için, – en azından, bu durumun sıkıntısını çeken hükümetler bakımından – imalâtta emekten tasarruf sağlayıcı sistemleri teşvik etmenin ne ekonomik ne de sosyal açıdan bir mantığı yoktur.

sosyoloji

 

Gelişme yolundaki ülkelerde yerli bir robot sanayiinin doğacağına ilişkin ufacık bir ümit dahi olsa, çokuluslu şirketler üretimi ucuza mal etmek için bu ülkelerde otomasyonlu imalât sanayii kurmazlar mıydı? Bakılırsa, Asya’nın en azgelişmiş ve en kalabalık ülkeleri – Endonezya, Tayland. Malezya, ve de Çin – hızlı bir sanayileşme tecrübesi geçirmişlerdir; sanayileşme hızları dünyanın her yerinden daha yüksektir, şimdi de birçok mamul mal ihraç etmektedirler. Bu ekonomik kalkınma Fujitsu ve Motorola gibi firmaların, düşük işgücü maliyetlerinden yararlanmak için, imalât sanayiini bu ülkelere getirip yerleştirmesinden kaynaklanmaktadır. Meselâ, radyo veya pikap parçaları şirketlerinin Güneydoğu Asya’daki bir fabrikasına gönderilmekte; orada montajı yapıldıktan sonra reeksport için ambalajlanmaktadır. Bu işlem bir yandan gelişme yolundaki ülkenin ödemeler dengesini lehine döndürürken, diğer yandan da alışılmışın dışında birtakım istihdam kalıpları yaratmaktadır, çünkü bu elektronik şirketlerinin hemen hemen tamamı vasıfsız ve yarı vasıflı kadın işçi çalıştırmaktadır.21 Genç, hayal kırıklığına uğramış erkek işsizlerin problemi çözülmeden kalmış, hatta daha da karışık hale gelmiş olmaktadır. Üstelik, böyle bir istihdam yapısı, ülkenin kendi bilim adamlarını ve mühendislerini yetiştirmesi için de pek fazla özendirici unsurlar taşımamaktadır.

Bununla birlikte, sanayileşmenin Güneydoğu Asya’ya getirdi­ği ihracata dayalı kalkınma, daha yüksek bir yaşam standardı, mamul mal tüketicilerinin sayısının artması gibi yararlar, <I>bütünü itibariyle,</I> Özellikle, çokuluslu şirketlerin pek cüzi miktarlarda yatırım yaptığı Afrika veya Ortadoğu’yla mukayese edildiğinde daha yüksektir. Bu gelişme yolundaki ülkeler "büyük ölçüde sanayileşmiş ülkelerdeki tüketimi karşılamak için İleri teknoloji teçhizatı parçalarının montajını yapmaya lâyık görülmüş"22 olsalar bile, böylesi, sanayi sektöründe hiç istihdam olmamasından daha iyidir.

Çokuluslu şirketlerin, gelişme yolundaki ülkelerde kurdukları tesislerde, ucuz emeğe dayalı montaj yerine otomasyona dayalı montaja geçmeleri ihtimali var mıdır? Robot sanayiinin yapısına bakılırsa bu şimdilik mümkün görülmüyor, çünkü gelişme yolundaki ülkelerin çoğunda olmayan bir kalifiye işgücü (sistem mühendisleri, yetişmiş bakım ekibi) gerekmektedir; ayrıca, fakir ülkelerin çoğunun sahip olmadığı yeterli enerji ikmali, telekomünikasyon ağı, su, yol ve limanlar gibi altyapıya da gerek vardır. Herhalde, (meselâ) Endonezya, ucuz emekten kaynaklanan üstünlüğünü muhafaza ediyorsa, orada otomasyona dayalı montaja yatırım yapmanın anlamı ne olabilir ki? Üstelik, – yukarıda belirtilen bütün problemlere rağmen – otomasyon olsa bile aynen dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, yerel fabrikalardaki istihdam imkânlarına karşı gene de aynı tehdidi oluşturabilecektir.

Tersliklerin sonuncusu da gelecekte böyle korkunç bir ihtimal de olabilir – Japonya’daki robot sanayii devriminin bir yoğunlaşma süreci içine girerek Güneydoğu Asya’da yabana şirketlerin kurduğu ucuz emeğe dayalı tesislere günün birinde çelme takması ihtimalidir. Bu ihtimal bugün belki uzak görülebilir; fakat "ileri teknoloji ve uluslararası işgücü piyasası" konusunu araştıran bir kimsenin yazdığına görememekten tasarruf sağlayan teknoloji yoğun bir biçimde kullanıldığı takdirde, sanayileşmiş ülkelerde, çelik, ağır teçhizat, makine imalât sanayii hatta tekstil sanayii sektörlerine bile yeniden rekabet gücü kazandırabilecektir.

Sanayiin gelişmiş bir ülkeye geri dönmesini – yahut, bu olayda olduğu gibi, o ülkeyi terk etmemesini – robot teknolojisi nasıl sağlayabilir, bunun bir göstergesi olarak, 1985’te, Japonya’da, Sendai’deki tek bir radyo-kaset fabrikasınca gerçekleştirilen takdire şayan dönüşe bakmakta fayda vardır. Yenin değerinin artışından, ülkede had safhadaki işgücü yetmezliğinden ve Güneydoğu Asya’da emeği ucuza kullanan rakiplerinin sıkı rekabetinden bunalmış olan şirket büyük bir sıkıntı içine düşmüştü. Üretimi daha ucuz ülkelere taşıma fikrini reddeden şirket yönetimi büyük ölçekli bir otomasyona geçerek fabrikaya en az 850 kadar sanayi robotu yerleştirdi. Kısa bir süre sonra, montaj hattında, tam kapasite ile üretim yapmak için sadece on altı işçiye gerek kalmıştı; oysa otomasyondan önce bu sayı 340’ı (!) buluyordu; şirket böylece, Japonya’da ödenen ücretlerden çok daha düşük ücretler ödeyerek büyük avantajlar sağlayan Güneydoğu Asyalı rakipler karşısında bile rekabet edebilecek hale gelmişti.24 Emeğin ucuz olduğu dış ülkelerdeki montaj fabrikalarının "kölelerdi, ülke içinde otomasyona geçmiş: "köleler" tarafından devre dışı bırakılıyordu. Bunu gerçekleştirmek daha 1980’li yılların ortalarında bile mümkün olduğuna göre, robot sanayii devrimi, 2020 yılına kadar imalât sanayiinde ne oranda bir verimlilik gerçekleştirebilir?

Yabancı mülkiyetindeki montaj fabrikalarını ülkelerinde barındıran Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği üyelerinin karşılarına dikilen bu sorundan kaçınıp kaçınamayacağı hakkında bir yargıya varmak şimdilik imkânsızdır; bakarsınız, en yeteneklileri bunu becerebilir. Asıl mühim olan nokta, bazı sanayi kollarındaki çokuluslu şirketlerin, emek maliyetlerindeki farklılaşmalara bakarak üretimi daha şimdiden bir ülkeden öbürüne nakletmeye başlamış olması ve gelişme yolundaki ülkelerdeki ücret seviyelerinin, kendi ülkelerinde otomasyona geçmiş fabrikadaki robot "maliyetleri"ne göre daha yüksek veya daha düşük olup olmadığını değerlendirebilme avantajını da ele geçirmesidir. Aslında, sınırları kalkmış dünya teorisinde, yöneticiler, dünyanın bir yerinde yapılan üretimin başka yerlerde yapılan üretime oranla üstünlüğünü devamlı surette tartabilecek durumda olmaya teşvik edilmektedir.25 Robot sanayii devrimi sayesinde, günün birinde, ülke dışındaki Fujitsu montaj tesislerinin Japonya’ya, Motorola fabrikalarının da Amerika’ya dönmeleri mümkündür. Kaldı ki, bu gibi kararlan verecek olanlar, ne gelişme yolundaki ülkeler ne de o ülkelerin hükümetleridir.

sosyoloji

Fabrika işçilerinin kütle halinde ikame edilmesi bir gecede olup bitiverecek bir iş değildir. Buharlı makinelerin ilk anda ilginç bir icat olarak ortaya çıkması ve bu "mucize makineler"in sonradan gelişip imalât sanayiinin tam merkezine yerleşmesi nasıl yıllar aldıysa robot sanayii devriminin tam anlamıyla etkisini göstermesi de birkaç kuşak sürebilecektir; üstelik, bir de şu nokta vardır: ucuz işgücü arzının artışı bir çok toplumda otomasyonun gelişme hızını yavaşlatacaktır. Bununla birlikte, bu sürecin uzun vadeli etkileri rahatsızlık yaratmakta ve global ikilemin vahametini "arttırıcı yönde tehditler oluşturmaktadır. Biyoteknolojl devrimi nasıl bazı tarımsal üretim biçimlerini gereksiz kılabiliyorsa robot sanayii devrimi de fabrika tarzı montaj ve imalât sanayiindeki istihdamın birçok türünü tasfiye edebilecektir. Her iki durumda da, toprak ve emeğin değerinin düşmesinden çokuluslu şirketler kârlı çıkamaktadır. Yeni tarım ve sanayi devrimlerinin ardındaki teknolojiler ne kadar harika olursa olsun, bunlarla ne global nüfus buhranına çare bulunabilir ne de Kuzey’le Güney arasındaki uçurum kapatılabilir. Karşılaştığı bütün güçlüklere rağmen, Malthus’un İngiltere’sinin işi galiba biraz daha kolaydı.

Her girdiğimiz yerde ilk gözümüze çarpan şeyin "Bilgisayar terminalleri olması ise şaşırtıcı değildi. Rehberimiz, "bilgi çağı"nın sanayi çağından ne kadar farklı olduğunu he­men görelim diye tanıtım merkezindeki bilgisayarda bir tuşa basıp şu tabloyu açtı önümüze:

SANAYİ ÇAĞINDA

BİLGİ ÇAĞINDA

* Kitlesel, seri üretim

* Ismarlama çeşit üretimi

* Sıra işçisi

* Nitelikli insan

* Adale gücü

* Beyin gücü

* Ezber ve tekrar

* Yaratıcı fikir ve tasarım

* Emir – komuta hiyerarşisi

* Yatay organizasyon

* Merkezi bilgi tekeli

* Yaygın bilgi paylaşımı

* Tahakküm ve buyurganlık

* Özgürlük ve yaratıcılık

* Maddi sermaye (makine v.s.)

* Görünmeyen

sermaye(beyin, bilgi)

* Dev fabrikalar, tesisler

* Evin çalışma odası

 

ve bilgi ağı

* Dev şirket yapıları

* Kabuk(sanal) şirketler

* Kitle seferberliği

* Bireye gelişme alanı

* Sürekli iş/istihdam

* Talebe göre uzmanlık

sunumu

* Kitlelere dönük politika

* Küçük gruplara dönük

politika

* Temsili demokrasi

* Yarı doğrudan demokrasi

GEÇERLİYDİ

GEÇERLİ

Ne anlama geliyordu bu karşıtlıklar tablosu? Bir sürü soru düğümlendi kafamda.

Bizim yıllardan beri yücelttiğimiz kavramlar, imajlar, ku­rumlar, idealler çağdışı mı oluyordu şimdi? Yöneldiğimiz he­defler geçerli olmaktan çıkıyor muydu? Ne yapacaktık şimdi biz?

Dev fabrikalar kurma, ağır sanayi yaratma hevesimizi unuta­cak mıydık?

Bir Koç’un, bir Sabancı’nın yerini bir bilgisayar kaçığı mı alacaktı?

Emir – komuta zinciri tutkusundan vaz mı geçecektik?

Kitleleri seferber ederek sorunları çözme düşlerini bir daha göremeyecek miydik?

Kitle partilerinin meydan mitingleri tarihe mi karışacaktı?

Yoksa ben mi tam olarak anlayamamıştım bu tablonun anlamını?

Şaşırtıcı yenilikler

Boş bakışlarla baktığımı fark eden sevimli Peri, rehberi uyardı. Bilgi çağını sanayi çağıyla karşılaştıran tabloda yer alan karşıtlıkların basit örneklerle açıklandığı bir sayfa açıldı önüme. Hemen okumaya başladım.

Sanayi çağında General Motors seri üretim bandında bir milyon adet standart tip Chevrolet üretiyor, Amerikalı gidip bunlardan birini satın alıyordu.

Bilgi çağında Mr. Brown nasıl bir Toyota istediğini firma yetkilisine anlatıyor, bir hafta sonra gidip arabasını teslim alıyordu.Sanayi çağının sıra işçisi seri üretim bandında bir vidavı sıkıştırarak ömür tüketiyordu. Emirlere düşünmeden uyan, üretim çarkının kolayca değiştirebilir bir dişlişiydi.

Bilgi çağının nitelikli işçisi Joe yaptığı işe yaratıcılık katarak çalışıyor, işin nasıl daha iyi yapılacağına iş arkadaşlarıyla birlikte kendisi karar veriyordu. Kalite üretiminin ayrılmaz bir parçasıydı o.

One response to this post.

  1. […] YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILA HAZIRLANIRKEN […]

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: