Dinlerin iyilik ve kötülük kaynağı olarak gördüğü ruh ve beden ikiliği Descartes’dan beri modern felsefede şuur ve madde ikiliği halinde en kuvvetli müdafiini buldu. Ondan sonra —yukarda gördüğümüz gibi— Ampére, Kant, Aug. Comte, Dilthey ayrı ayn şekillerde bu irca edilmez ikilik fikrini devam ettirdiler. Onlardan hiçbirisinin insan denen bütün varlığı aydınlatacak kuvvette olmadığını, başka başka yollardan- bu bütünlüğü parçalamaya gittikleri için, bu konkre ve doğrudan doğruya varlığı kavramaya engel olduklarını işaret etmiştik.
Şu kadar var ki, insanın sun’i olarak maddî ve manevi, diye ayırdığımız bütünlüğünü göz önüne alırken, (1) onu hem diğer insanlarla münasebetinde meydana çıkan rabıtalar bakımından, hem de bu münasebetteki kendi etkileri, bakımından tetkik edebiliriz. Buradan, sosyolojik ve psikolojik görüş tarzlarına bağlı ilmî perspektivler doğabilir. Ancak bu perspektiflerin peşin sun’î tecridlerini birleştirerek insanı izaha çalışacak yerde, onun bütünlüğü üzerindeki felsefî araştırmadan hareketle, bu bütüne ait türlü perspektiflerden ilimlerin nasıl doğacağını düşünmek doğru olur.
Bundan sonra tekrar bu mevzua döneceğiz. Burada yalnız şu noktayı işaret edelim ki, âlemde gördüğümüz dört varlık derecesi, yani madde, nebat, hayvan ve insandan her biri için aynı şeyi söyleyebiliriz.
Psiko – sosyal hazırlıkları bir çok sahalarda birbirinden habersiz olarak başlamış bulunuyordu. Le Play mektebine mensup olan bazı âlimler – felsefî bir tahlile girişmeksizin – sırf kendi metotlarının neticelerine sadık kalmak sayesinde bazı psiko-social tetkikleri yaptılar: Meselâ J. Bailhache’m “Un type d’ouvrier anar-
(1) Bugünkü psikoloji bu sun’i ayırıştan gittikçe kurtuluyor. Fere, Wood- worth, James hareketlerle fikirler ve hayaller arasındaki birliği gösterdiler, ve bunu dynamogénique şeklinde ifade ettiler. Maine de Biran’ın adale ile cehid arasında gördüğü bağlantı şimdi telkin araştırmalarında fikir, şuur-altı ve beden arasında tesbit edilmiştir (Coue). Segond’un psikolojisi bu yolu genişletti* Artık ruhsuz bir fizyoloji ve bedensiz bir psikolojiden bahsetmek yerinde değildir. Fakat XIX ncu asır sonlarında maddeyi ruha veya ruhu maddeye irca etmek fikirleri aşırı derecede gelişmişti. Meselâ W. James’in heyecan bahsinde yaptığı gibi Ribot da irade ve dikkati fizyolojik şartlariyle, yani périphérique bir tarzda izaha çalışıyor, yahut M. de Birau, Husserl, Babinsky organik olayları ruhi bir prensipe bağlamaya çalışıyordu. Her iki görüş insanın bütün halinde anlaşılmasına mânidir.
F: 2
chiste”i, P. des Rousiers’nin Formation de l’élite dans la société moderne” i, “Rönesans tipinin teşekkülü” v.s… gibi. Çünkü bu mektep peşinden ferd ve cemiyeti ayırarak, yahut onlardan birisinin hâkimiyetini kurarak işe başlıyacak yerde, beşerî sahaya ait olan çok şekilli olguları gözönüne almakta ve bunlar arasındaki karşılıklı münasebetleri aydınlatmıya çalışmaktadır. Bu münasebetle bu alimlerin çoğunda hususî insan ilimlerinin sahaları arasında daima mevcut olan karşılıklı tesirlere (répercussion) birinci derecede ehemmiyet verilmekte olduğunu söylemeliyiz: Meselâ toprak ve su rejiminin iktisadi hayata, dini-itikadların hukukî bünyeye, hukukî bünyenin morpholojiye ve iktisadî şartlara, ilâh.. karşı yaptıkları tesirler gibi. Bir asırdan fazla zamandır, bu répercussion metodunu fiilen tatbik etmekte, ve bu suretle psiko social insanî bütünü tabiî şartlariyle beraber gözönüne almakta-bulunan “Science Sociale” mektebi universitaire ve felsefî neşriyat sahasında kâfi derecede tanılmış olmadığı için, Aug. Comte ve -Dilthey arasında boşuna nazarî münakaşalara mevzu olan bu zengin sahada hakikî ilerlemeyi temin edememiştir. Ancak son zamanlarda hem psiko-social âlimleri, hem sosyologlar bu mütevazi araştırıcıları daha yakından tanımaya başladılar. Hattâ bazı noktalardaki ayrılığına rağmen Londra sosyoloji Enstitüsü kendisine “”Le Play House” adını verdi.
Durkheim, kendi kolektif şuur ve içtimaî baskı faraziyesinde kesin olarak ayırmış olmasına rağmen, fertle cemiyetin ayrı ayrı tetkik edilmesindeki sun’iliği bazan fark etmiş ([4]), fakat maalesef derinleştirmemiştir. René Maunier bilhassa bu nokta üzerinde durmuş, Science Sociale mektebine yaklaşarak ferdi müfredlik (teklik), cemiyeti tekrar ve tarz vasıflariyle belirtirken her ikisini de tek ve aynı gerçeğin çift yüzü diye tarif etmiştir ([5]) .
*
**
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27