SANAT VE OYUN


SANAT VE OYUN

Arş. Gör. Canan Birsoy ALTINKAŞ

D.E.Ü. Buca Eğitim Fakültesi G.S.E. Böl. Resim-İş Eğitimi A.B.D.

GİRİŞ:

Sanat üzerine yapılan araştırmalar incelendiğinde sanatın ortaya çıkış nedenleriyle ilgili birçok görüş ile karşılaşmaktayız. Sanatın psikolojik nedenlere, büyü temelli bir yapıya, evrene karşı duyulan korkuya ya da oyun içtepisine bağlı olduğuna ilişkin pek çok düşünce ortaya atılmıştır. Burada sanatın oyun içtepisi ile açıklanmasına ve mimesis kavramlarına açıklık getirerek sanat ile oyun arasındaki ilişkiyi inceleyeceğim. Tarih boyunca filozofların bu konu üzerindeki düşüncelerine bakacak olursak sanatın birçok filozof tarafından bir taklit ürünü olarak algılandığını ve bu nedenle sanatçıların bazen deyim yerindeyse ikinci sınıf kişiler olarak adlandırıldıklarını görmekteyiz. Sanatı gereksiz ve gerçekliğin yanıltıcı bir kopyası olarak gören düşünürlerden biri de Platon’dur. Bildiğimiz gibi Platon sanatçıları gerçekliğin kopyasını yapmakla suçlamış ve ‘Devlet’e sanatçıların alınmaması gerektiğini savunmuştur.

Sanat ve oyun arasındaki ilişkiye baktığımızda ise sanatın çoğu zaman bir içtepi ürünü olması nedeniyle çocuk resimleri ile karşılaştırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Çocuk çalışmalarıyla en fazla karşılaştırılan sanat dalının da resim olduğu söylenebilir. Her ne kadar ilkel insanların resimleriyle çocuk resimlerinin gelişimi benzerlikler göstermekteyse de bir çocuğun söylediği rasgele bir şarkı ya da bir çamur parçasından yoğurduğu bir heykelcik nasıl bir sanat eseriyle kıyaslanamıyorsa resim alanında yapılan bu değerlendirmenin de yanlış olduğu söylenebilir. Sanat her ne kadar bir oyun içtepisi ile açıklanmaya çalışılsa da sanat eserinin oluşumu ve sanatçının ruh hali açısından bakıldığında alt yapısı olan bir düşünce işi olduğu inkâr edilemez. Bu nedenle ilk önce sanatın tanımına ve ortaya çıkış nedenlerine değinmek istiyorum.

1. SANATIN TANIMI VE ÇOCUK RESİMLERİ:

Bilindiği gibi sanat bir yaratma sürecidir ve bilinçli bir çabadır. Sanatçının tavırları oyun oynayan bir çocuğun tavrına benzemekteyse de sanatçının işi problem çözmektir denebilir. Sanatçı yaşamı inceler ve edindiği izlenimleri ve duyguları sistematik renk, ses veya sözlere döker. Bu bilinçli bir tavırdır. Bir sanat eserini incelerken oran-orantı, renklerin uyumu, ölçü, denge, armoni gibi birçok öğeyle karşılaşırız. Sanatçı eserini yaratırken büyük bir hesaplama ile karşı karşıyadır diyebiliriz. Sanatın temeli ister dış dünyaya karşı yaşanan korku olsun isterse psikolojik nedenler olsun, sonuçta eser planlı ve disiplinli bir çalışma sonucudur. Çocuk resimlerini ilkel insanların resimleriyle kıyaslamak doğru olabilir fakat biz ilkel insanların mağara duvarlarına yaptıkları çizimlerin dünyayı taklit veya büyü temelli olduğu yönünde fikirler öne sürmekteyiz ve bunları estetik değerlerle yargılamıyoruz. Bu nedenle de sanatın başlangıcında sayabileceğimiz bu resimlerdeki ilkel insan içtepisi gibi çocuğun çalışmaları da dış dünyayı kavrama çabasıyla açıklanabilir.

Sanat, kişinin dış dünyayı yorumlama biçimidir. Bu yorumlama çabası bilinçli ve sürekli bir çalışmadır. Herkes çocukluk döneminde değişik biçimlerde okulda ya da evde resim yapar ve bunlar kalıp halini almış- şemalaşmış şekillerdir. Oysa sanat eseri belli toplumsal olayların da yönlendirmesiyle ve kişinin yorumlamasıyla meydana gelir. Fransız İhtilali’nin romantizmi ya da teknoloji devriminin Pop-Art’ı ortaya çıkarması gibi toplumsal olaylar sanatı yönlendirici rol oynarlar. Ve sanatçılar bu durumdan etkilenerek çevrelerinde yaşananları yorumlarlar. Sanatı bir taklit içtepisi ile açıklamaya çalışmak onu oyun kavramına yaklaştırmaktır. Çünkü oyun çocuğun dış dünyaya hazırlanma çalışmasıdır diyebiliriz ve oyun sırasında çocuk çevresindeki olayları taklit ederek oyunlar kurar. Burada mimesis kavramına değinerek sanat ve oyun kavramlarındaki taklidi karşılaştıralım.

2. MİMESİS – SANAT VE OYUNDA TAKLİT ÖĞESİ

Sanatın ilkel dönemlerde doğayı taklit amacı ile ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Ernst Fischer sanatın doğadaki sesleri ve görüntüleri taklitle doğduğunu belirtir. Bir başka görüş doğadaki nesneleri büyüleyerek etki altına almak amacıyla sanatın doğmuş olabileceğidir. Freud dış dünyadaki nesnelere tinsel anlamlar yükleyen ilkel insanın davranışının yerini günümüzde sanatın aldığını ileri sürer. “Freud sanatı, zevklenmek için türetilen bir güç olarak betimlemektedir. O’na göre çocukluk devresindeki oyunların bir devamı olmaktadır.”[1] Sanat üzerine yapılan değişik yorumlardan birisi sanatı bir taklit ürünü olarak ele alan düşüncedir. Burada Mimesis kavramıyla karşılaşırız. Mimesis kelime anlamı olarak; taklit, benzetme, öykünme, yeniden yaratma, yansıtma olarak geçer. Düşünürler mimesis kavramına değişik yaklaşmışlar ve bazıları tamamen olumsuz bakarken bazıları daha ılımlı tutum takınmışlardır.

Sanatı bir taklit olarak gören düşüncenin en eski savunucularından Platon daha önce de belirttiğimiz gibi sanatçıları kopyanın kopyasını yapmakla suçlayarak onları ‘Devlet’e almaz. Platon bir ayna ile çevreye bakmakla sanatçıların işini bir görerek, onları gençler için zararlı görür ve sanatı kendi ölçütleri içinde bir süzgeçten geçirip biçimlendirerek ‘Devlet’e bu şekilde sokar. Öykünmeci sanatlar gerçek hakkında insanın beynini bulandırarak insana coşku ve iştah getirirler ve böyle bir durumda akıl bu doyuran öğelere yönelerek gerçeği aramaktan vazgeçer. Öykünme Platon’a göre ikiye ayrılır. Üretim için zanaatkârların kullandığı öykünme ve sanatçıların akıl karıştıran öykünmesi. Birincide öykünme üretim için kullanılır ve yapacakları nesneyi tanımak zorunda olan zanaatkârlar İdea’lara öykünürler, ikincide ise sanatçılar sadece kopyanın kopyasını üreterek akıl karıştırmaktan başka bir şey yapmazlar ve sanat eğitim amaçlı kullanılsa bile temelde daha az tehlikeli hale getirilemez, gerçekliğin araştırılmasını saptırır. (Sanat Yapıtı, Beatrice Lenoir) Sanat Yapıtı adlı kitapta geçen Platon’un ‘Devlet’inden bir alıntıyı aynen aktarıyorum:

[1]www.ronesans19.8k.com/egitim%20sanat%20oyun.html

“- Şimdi şunu düşün: resim her nesne ile bağıntılı olarak şu iki amaçtan hangisini güdüyor: varolan şeyi olduğu biçimiyle canlandırmayı mı, yoksa, onun görüntüsünü, göründüğü biçimiyle canlandırmayı mı? Resim, görüntünün mü, yoksa gerçekliğin mi öykünmesi?

- Görüntünün.

- Öyleyse öykünme, tüm nesneleri biçimlendirmekle birlikte, öyle görünüyor ki, bunların her birinin küçük bir bölümünü yansıttığı için, gerçeklikten uzak bir uğraş. Ressam, diyelim örneğin, bir ayakkabıcıyı, bir dülgeri ya da bir başka zanaatçıyı canlandırıyor ama bunu, onların uğraşı hakkında hiçbir bilgi sahibi olmaksızın yapıyor; bununla birlikte, iyi bir ressamsa, bir dülgeri canlandırıp onu uzaktan gösterdiğinde, çocukları ve akıldan yoksun insanları aldatmış olacak, çünkü resminde ona gerçek bir dülger görüntüsü kazandırmış olacak.

- Kesinlikle öyle.

- Öyleyse, dostum, işte, bana göre bütün bunlar hakkında düşünülmesi gereken şey. Birisi gelip de bize, her mesleği öğrenmiş, her meslek sahibinin kendi alanında bildiği her şeyi bilen ve bunu herkesten daha iyi bilen bir adama rastladığını söylerse, ona saf olduğu ve bilim, bilgisizlik ve öykünme arasında fark gözetemeyecek düzeyde olduğu için, olasılıkla onu her şeyi bildiğine inandıracak kadar etkilemiş bir şarlatana ve bir öykünmeciye rastladığı yanıtını vermemiz gerekir.”

Platon sanata karşı tavır takındığı gibi oyuna da bir takım kısıtlamalar getirir. Ona göre oyun da insanı geleceğe hazırlamak için kullanılmalı ve eğitici öğeler içermelidir. Fakat çocukların oyunları da kontrol altında tutulmalıdır. Zaten Platon’un çocukları küçükken ailelerinden alıp lalaların yetiştirmesi düşüncesini biliyoruz aynı zamanda çocukların oyunlarına da kısıtlamalar getirerek Platon özgürlük kavramını tamamen yok eder. Fakat sanat, yaratma, oyun kavramları özgür bir ortamda oluşabilir. Platon’un gözden kaçırdığı nokta insanların özgür davranamadığı sürece yaratıcı olamayacakları ve devletin gelişemeyeceği olmuştur. Oyun çocuk için gerekli bir davranıştır ve çocuğun gelişiminde önemli rol oynar. Sadece çocukların değil yetişkinlerin de oyun ihtiyacı duyduklarını bilmekteyiz. Çocuktan farklı bir tavırla da olsa oyun dış dünyadan uzaklaşıp rahatlama aracı olarak hayatımızdadır. Platon oyunu sadece 6 yaşına kadar uygun görür ve şöyle der: “Çocuklar altı yaşına kadar oyuna gereksinim duyarlar; bu oyunlarda çocuklar gevşeklikten uzak tutulmalı ancak verilmesi gereken cezalarda onurunu kırmayacak şekilde, şiddete kaçmamalı ve onun ruhuna öfke tohumları ekilmemelidir.” [2]Platon oyunun sınırlı olması ve kontrol altında tutulması konusunda ise şunları belirtir: “Herhangi bir alanda başarılı bir eğitim verilmek isteniyorsa, eğitilecek kişinin çocukluğundan itibaren yönetileceği konuya uygun konuların haşır neşir olması gerekir. Örneğin, büyüyünce bir çiftçi veya duvarcı olacaksa, bu zanaatlarda kullanılan gerçek araç gereçlerin küçük birer örneğiyle, yani o konuyu öğretecek oyuncaklarla oynatılmalıdır. Bu suretle önceden öğretilmesi gerekli bütün bilgiler, oyun aracılığıyla çocukta istek ve tutku uyandırarak ileride seçeceği mesleğe yönlendirir.” [3]

Günümüzde eğitim üzerine yapılan çalışmalarda yaratıcılığın özgür ortamlarda gelişebileceği savunulmaktadır ve okullardaki derslerin arasına yaratıcılığı geliştirmek ve çocuklara kendilerini ifade etme fırsatı verebilmek için resim, müzik gibi dersler eklenmiştir. Bu derslerin amacı çoğu kez veliler tarafından yanlış anlaşılarak çocukların resimlerine müdahale edilse de öğretmenlerin asıl amacı çocuklara yaratma isteği aşılamak ve kendini ifade etmesi için rahat, demokratik ve özgür bir ortam sağlamak olmalıdır.

Platon’un sanatı alt seviyeye indirgeyen görüşüne karşılık Plotinos “sanat yapıtlarının güzelliğinde kavranabilir olanın belirtisini görür. Oysa bu güzellik varlıksal bir ilkedir: ‘En düşçü varlığın bile kendini güzel sayılan bir şeyle ilişkilendirmesi gerekir; bunu güzel görünmek için değil, basitçe, varolmak için yapmak zorundadır. Söz konusu varlık ayrıca, ideal Güzellik’e katıldığı ölçüde varolur:onu ne kadar fazla yakalarsa, o ölçüde kusursuz olur, çünkü güzelliği o ölçüde içine sindirir.’”[4]

[2] Dr. KÜKEN, Gülnihal, Felsefe Açısından Eğitim, sy:99
[3]A.g.e. sy:102
[4] Beatrice Lenoir, Sanat Yapıtı, sy:49

Mimesis kavramına Aristoteles ise şu şekilde açıklama getirir; O’na göre de sanat bir öykünmedir ve bir modelin tıpatıp kopyasıdır. “Aristoteles sanatı, Platon gibi aşkın bir ögeyle değil, “ontik bütün” olân tek tek sanat eserlerinin incelenmesi, varlık karakterlerini ortaya konmasıyla açıklamaya çalışmıştır. Üstelik o, sanatı bir tür dil olarak görmüş, eserleri dilleri bakımımdan şiir yanlarıyla, ele almıştır.” [5]İnsanın sanat eserinden aldığı zevk duygusu ise eserin gerçekliğe ne kadar yaklaştığı ile ilgilidir. Sanat eseri ne kadar gerçeğe uygun ise insanları gerçekliğin baskısından o derece uzaklaştırarak insanda bir rahatlama duygusu yaratır.(Sanat Yapıtı, Beatrice Lenoir) Aristoteles’in gerçekliğin baskısından uzaklaşarak rahatlayan insan düşüncesi Worringer’in düşünceleriyle yakınlık göstermektedir. Aristoteles’e göre öykünme, sanatçının nesneyi tüm ayrıntılarıyla birebir kopya ederek izleyiciye amaçsız bir zevk vermek ve düşsel bir dünya yaratmak değil, aksine rastlantısal olan tüm ayrıntılardan nesneyi arındırarak izleyene konunun tam da özünü göstermektir. Bu anlamıyla bir tanıtma ve bilgilendirme işidir. Ve izleyicinin aldığı zevkte gerçeği görmenin ve bilgi edinmenin verdiği zevktir. Eserde nesnenin özünü kavrayan kişi gerçeğe döndüğünde onu daha iyi kavrar. “Aristoteles mimesis’e, her türlü sanat etkinliğini bağlayan bir şey olarak bakar Ama o Platon’dan ayrı olarak, sanatsal etkinliğin görünür nesnelerin taklidi değil de, “physis” deki, doğadaki yaratıcı gücün taklidi olduğunu söyleyerek, sanatta yaratma (poesis) ya sınırlı bir yer tanımış olur. Aristoteles için sanat, doğada tamamlanamamış (yetkinleşmemiş) halde kalanı tamamlamaya çalışan bir etkinliktir. Sanat, bu yetkinleşme ereğine, en fazla, trajedinin “kathartik” (arındıncı) etkisinde yaklaşır.”[6]

Sanatta öykünmeyi savunan ve bunu atölyelerde hocaların ezberleterek, kalıplaşmış kurallar bütünü haline getirilmesini ve bu şekilde sanatı bir dogmalar ve reçeteler sitemi haline getirmeyi savunan düşünürlerden biri olan Diderot bu görüşle sanata yeni bir anlam kazandırma çabası güder. Goethe ise bu görüşü savunan çağdaşlarına karşı cephe alarak onları eleştirir. O, sanatın doğanın emri altına girmesine karşı çıkar. Doğanın canlı üretmesi ne kadar doğalsa, sanatın da güzel yapıtlar üretmesinin o kadar doğal ve doğru olduğunu savunur. Schopenhauer’e göre ise sanat acı dolu yaşamdan kaçış için bir yoldur. Sanat nesnelerle olan bağımızı değiştiren bir araçtır ve bu sayede zaman ve mekân, neden- sonuç gibi kavramlardan arınarak derin düşüncelerden kurtulur ve doğayı basit, yalın bir şekilde algılarız. Ve bunu sağlayabilecek olan sanatçılar da deha olarak görülürler Shopenhauer’e göre. Shopenhauer dehayı ‘yarar peşinde koşmaktan vazgeçme yeteneği’ olarak tanımlar. (Sanat Yapıtı, Beatrice Lenoir)

[5] http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=682
[6]www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=111

Schiller’e göre ise sanat ve oyun insana mutlu bir ortam yaratmak için gereklidir. O’na göre insanda iki türlü dürtü mevcuttur. Bunlardan birincisi değişim için zorlayan dürtü, ikincisi ise durağanlık ve devamlılık için zorlayan dürtüdür. Bunların ikisi birbirleriyle çatışarak insanda huzursuzluk yaratırlar ve bunların dışında bir üçüncü boyut insana huzur ve mutluluk sağlar. Bu da oyundur. Schiller’e göre oyun sanatta kendini gösterir ve sanat sayesinde insanlar diğer iki dürtünün yaptığı huzursuzluktan kaçışı ve mutluluğu bulurlar. (http://www.hkmo.org.tr/download/felsefe/filozoflar/schiller.htm)

Balzac’ın öykünme konusunda düşüncelerini ‘Bilinmeyen Başyapıt’ adlı eserinden şu bölümde görürüz: “- Sanatın görevi, doğaya öykünmek değil, onu ifade etmektir! Sen değersiz bir kopyacı değil, bir şairsin! diye bağırdı yaşlı adam, zorbaca bir el hareketiyle Porbus’ün sözünü keserek. Yoksa, bir heykelci bir kadının kalıbını çıkardığında, yapacağı her şeyi yapmış olurdu! Şimdi, metresinin elinin kalıbını çıkarmayı dene ve getirip benim önüme koy bakalım!… Bizim şeylerin varlıkların özünü, ruhunu, fizyonomisini yakalamamız gerekiyor.” [7]

Sanat eseri, konusunu çevre ve doğadan alır. Daha önce de belirttiğim gibi sanatçı çevresini inceler ve onu kendi duygularıyla yoğurarak eserine yansıtır. Sanatı salt doğa taklidi olarak ele almak hem yetersiz hem de yanlış olur kanısındayım. Sanatı sadece bir taklit ürünü olarak ele almanın, sonuçta nedeni ister doğanın gerçekliğinin sadeleştirilmesi, isterse gerçekliğin korkutuculuğunun giderilmesi olsun soyut sanat kuramları için pek doğru olarak sayılabileceğini sanmıyorum. Picasso’nun dediği gibi “Her yaratma edimi, önce bir yıkma edimidir.” Gerçeklik önce sanatçı tarafından yıkılarak yerine sanatın gerçekliği getirilir ki bu sanatçının kişisel dünyasıyla yoğrulmuş bir gerçekliktir. Sanatçının eserini sergilerken takındığı tavırla oyun arasında benzerlikler kurulmuştur. Buna göre sanatçı eserini sergilerken çocuğun oyun oynamasıyla aynı tavrı takınır. Zaman zaman oyun taklit olma niteliğiyle sanat ile kıyaslanır. Eğer sanat taklitten doğmuşsa, burada sanat ve oyun arasındaki ilişkiye değinmek gerekir.

[7] Beatrice Lenoir, Sanat Yapıtı, sy:71

3. SANAT VE OYUN:

Daha önce gördüğümüz gibi pek çok düşünür sanatı bir taklit sorunu olarak ele almaktadır. Eğer sanat bir taklit ürünü olarak kabul edilirse oyun ile arasında bir ilişki kurulabilir.

Oyun her canlı için hayata hazırlanma sürecinde en gerekli davranışlardan biridir. Canlılar ister insan isterse hayvan olsun oyun sayesinde dış dünyanın gerçekliklerinin bir yansımasını yaratarak hayata hazırlanırlar. Çocuklar çevrelerindekileri kopya ederek onları yaşar ve bu sayede geleceğe yönelik tavırlar oluştururlar. Kendilerine, evcilik, doktorculuk, öğretmencilik gibi küçültme ekleri kullanarak imitasyon çevreler hazırlayarak çocuklar gerçekliğin bir kopyasını yaşarlar. “Kaynak olarak oyun, kültürden ve sanattan öncedir.” [8]Burada bahsettiğimiz temsiller veya spor değildir. Oyunun özelliklerinden birisi de kurallara bağlı şematik olmaması yaratıcı bir yönü bulunmasıdır. Oyun ile sanat arasındaki en önemli benzerlik beklide ikisinin de özgür ortamlarda ortaya konulabilmesidir. Dışarıdan konulan kurallar bu özgürlüğü ortadan kaldırır. Platon’un çocukların oyunlarına sınırlar ve kurallar koyması ve onların oynayacakları nesneleri dahi belirlemesi Platon’un yaratıcılık konusuna yeteri kadar önem vermediğini gösterir. Oyun sırasında çocuk özgür bırakılmalı ve sınırlandırılmamalıdır. Çocuk bu sayede kişilik oluşumunu tamamlayabilir. Rousseau çocuğun sanat eğitimi konusunda şu yorumda bulunur: “Öğretilecek bütün sanatlar, çocukların uzuvlarını daha iyi kullanmalarını sağlamak amacıyla olmalıdır. Mesela resim sanatını öğrenirken gözlerini ve ellerini iyi kullanmaya alıştırılmalıdır ve kendisine taklit etmek için bir öğretmenin yaptığı resimler değil doğrudan tabiatın kendisi örnek olmalıdır.” [9] Çocuğu yönlendirme konusunda Rousseau’nun takındığı tavır doğrudur. Çocuk sanat eğitiminde ya da oyun sırasında yanlış yönlendirilmemeli ve ona kopya edebileceği veya onun bilinçaltını etkileyecek ve sınırlayacak örnekler gösterilmemelidir. Örneğin ilköğretim çağındaki bir çocuğa derste örnek gösterilmesi gerekiyorsa onun yaşıtlarının yaptığı işlerden örnek gösterilmelidir. Bu sayede çocuk zihinsel ve algısal yeteneklerinin dışına çıkmaya çalışmayacak ve zorlanmayacaktır. Bundan kastettiğimiz nokta çocuk, gelişimine uygun işler yapmalı ve böyle örneklerle karşılaştırılmalıdır. Aksi taktirde çocuk yeteneksiz olduğunu düşünecek ve konudan uzaklaşacaktır.

[8] Doç. Dr. Karayağmurlar, Bedri, Yüksek Lisans Tezi,sy:196

Sanat ve oyun için özgürlüğün ne derece önemli olduğunu belirtmiştik. “Sanatta ve oyunda ortaya çıkan özgür tavır, yalnız sanatçıyı ve oyundaki insanı değil, onunla iletişim kurabilen bütün insanları da özgürleştirir. Çünkü oyun da sanat gibi, ereği kendi içinde olan (Auto-Telos) bir davranıştır.” [10] Ne oyunda ne de sanatta bir çıkar amacı yoktur. Çocuk oyunu geleceğe hazırlanmak amacı ile bilinçli bir şekilde oynamaz. Onun için yeterli olan oyunun onu doyurmasıdır. Sanatçı da eserini verirken onun beğenilip beğenilmeyeceğini ya da ondan ne kadar para kazanacağını düşünmez. Sanat eserini meydana getirmek zaten sanatçının asıl ereğidir. Yaratma edimi başlı başına bir erektir.

Freud’un sanatçıları nevrotik olarak gördüğünü bilmekteyiz aynı şekilde Rollo May de ‘Yaratma Cesareti’inde sanatçıları nevrotik olarak değerlendirir. İçine dönük, dış dünyayla arasındaki bağlar net olmayan, ani gidiş-gelişler yaşamakla suçlanan sanatçının -eğer bu görüşler doğru olarak kabul edilirse- oyunla açıklanan tavrı daha iyi anlaşılabilir. Sonuçta oyun çocuğun gerçek yaşama hazırlanma devresidir. Sanatçılar da yaşamla arasındaki bağları güçlendirmek için oyun oynayan insanlar olarak nitelendirilebilir. Eğer sanatçılar diğer insanlar için gerçeklikle düş dünyası arasındaki köprüyü kuran dahiler olarak ele alınırsa içindeki çocuk ölmemiş ve devamlı yaşama karşı yeni ayakta kalma yolları arayan ve bunu oyun sayesinde başaran kişiler olarak düşünebiliriz. Oyunda salt bir taklitten söz edilebilir oysa sanatsal yaratmada taklit edilen nesne sanatçı tarafından tekrar kurgulanır ve bu bilinçli bir kurgudur.

[9] Dr. KÜKEN, Gülnihal, Felsefe Açısından Eğitim, sy:172
[10] Doç. Dr. Karayağmurlar, Bedri, Yüksek Lisans Tezi,sy: 197

Sanat ve oyun kavramlarını karşılaştırırken karşımıza çıkan bir diğer önemli nokta ise çocuk resimlerini sanat eseri sayan düşüncedir. Bir görüşe göre “çocuk sanatı dolaysızdır ve çocuk resimleri formun ölümsüz kurallarını içerir. Bu anlamda Mısır Sanatı bile çocuk resmi kadar güçlü değildir.”[11] Burada gözden kaçırılan nokta bir çocuğun algı süreci ile bir yetişkinin algı sürecinin farklılığıdır. Çocuk neneleri gördüğü gibi değil bildiği gibi çizer. Bu nedenle kendine has şemalar oluşturur. Bir evin içini duvarları şeffafmışçasına görebilir, ya da önem sırasına göre resimdeki figürlerin boyutlarını değiştirebilir. Bu tamamen çocuğun algısına bağlıdır. Çocuk öğrendikçe ve algısı geliştikçe bu şemalar yavaş yavaş ortadan kaybolur. Eğer çocuk resimlerindeki bu şemalaşma bilinçli bir tavır olsaydı çocuk resimlerindeki sanattan söz edebilirdik. İlkel insanların resimleriyle çocuk resimlerinin benzemesi de algıları gelişmeyen ilkel insanın çocuk resimlerindeki şematik tavrı göstermesinden ileri gelebilir. Önceleri dört ayak üstünde yürüyen insanın dünyası çevresindeki nesnelerle sınırlıydı daha sonra iki ayağı üzerinde durmayı öğrenen insanın algısı da buna bağlı olarak gelişti. Fiziksel ve zihinsel yetileri de tam olarak gelişmemiş çocuk resimleriyle ilkel insanın resimlerinin benzemesi pek şaşırtıcı değildir.

Bildiğimiz gibi beynimiz her nesneyi genel kodlar belirleyerek kaydeder. Biz bir cd’yi beynimize yuvarlak bir cisim olarak kaydederiz ve cd’yi yandan düz bir çizgi halinde görsek bile bize sorulduğunda ona düz bir çizgi halindedir demeyiz. Çocuklar da resimlerinde akıllarına yerleşen bu şemaları kullanırlar. Örneğin göz her zaman karşıdan göründüğü gibi limon şeklindedir. Ya da bulut gökyüzünde olduğu için onların aklında mavi bir imge olarak yer etmiştir. Çocuklar 6. sınıfa kadar edindikleri bu imgelerle resim yaparlar fakat bu sınıftan sonra özellikle 8. sınıfta resimler tamamen farklılaşır. Artık çocuk evlerin içini görmeyi bırakmıştır ve insanların hepsi bir kalıptan çıkmış gibi değildir, gözler yavaş yavaş değişir. Çocuğun ergenlik dönemine geçtiği bu devrede dış dünyayı algılayışı da değişir ve bu resimlerine de yansır. Çocuğun algısal gelişimi ile sanat tarihi sürecini belki bu şekilde benzetebiliriz. Algısı kapalı ilkel insan dönemi ile çocukluk dönemi, daha sonra benzetme kopya dönemi ve en son gerçekliği kendi istediği şekilde yorumlayabildiği soyut dönem.

[11] Kırışoğlu, Olcay Tekin, Sanatta Eğitim, sy: 59

SONUÇ:

Görüldüğü gibi sanatın oyun ile karşılaştırılmasında iki önemli nokta öne çıkmakta. Birincisi sanat ve oyunda öykünme, ikincisi ise özgürlük kavramı. Sanatın birçok düşünür tarafından öykünme ürünü olarak ele alınması onun oyun ile karşılaştırılmasındaki en önemli nedenlerden biri. Sanatın soyut veya realist tavrının kökeninde dış dünya ve ona karşı bir tepkinin yattığı yadsınamaz. Fakat sanatı salt bir öykünme, taklit ürünü olarak değerlendirmek psikanaliz ve sanat tarihi araştırmalarını göz ardı etmek olur. Sanatın bir yaratma içtepisi olarak ele alındığı düşünceye göre sanat kişisel bir dürtü ve tepkidir. Öykünmedeki amaç gerçekliği sadeleştirmek veya gerçekliğin bir kopyasını yapmak şeklinde kısıtlı açıklamalara sıkıştırılmıştır. Sanat ve yaratma süreci, karmaşık ve tek bir tarifi olmayan kavramlardır. Buna pek çok düşünür değişik açıklamalar getirmeye çalıştıysa da net tek bir sonuç ortaya çıkmamıştır. Sanatı salt oyun içtepisi ile açıklamaya çalışmanın da yeterli olmayacağı görüşündeyim. Fakat sanat ile oyun arasındaki benzerlikleri de göz ardı etmemek gerekir. Ayrıca gösteri amaçlı oyunlar ve para amaçlı yapılmış piyasa resimleri dışında, sanat da oyun da Auto-telos kavramlardır. İkisinin de amacı kendindedir. Sanatçı da çocuğun oyun içindeki tavrı gibi eserini meydana getirirken başka bir amaç gütmez. Eseri meydana getirmek sanatçı için bir doyum kaynağıdır ve kendini eseri yapmakla rahatlamış hisseder.

Sanat ve oyun beğeni ve zevklerin gelişmesinde önemli yer tutar. Gerçeğin imitasyonları üzerinde oynayan çocuk doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü, güzeli ve çirkini öğrenir. Bu nedenle sanatın ve oyunun eğitim içindeki önemi kavranmalı ve eğitim programları üzerinde çalışırken bu konulara önem verilmelidir. Günümüzde sanat derslerinin veliler ve öğrenciler tarafından önemsenmediğini ve öğrencilerin küçük yaşlardan itibaren sınav maratonuna katıldıklarını ve çocuklara oyun oynama fırsatı bile verilmediğini görmekteyiz. Birçok veli çocuklarının resimlerini kendisi yaparak çocukları test çözmeye zorlamaktadır. Unutmamalıyız ki sanat ve oyun çocuğun ve bireyin ve bir üst kademe olarak da toplumun gelişmesi için çok önemlidir. Bunun için eğitimcilerin daha duyarlı davranmaları ve resim derslerinin amacı unutulmadan sadece birer kopya dersi olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Çocuklara okulda ve dışarıda özgür ortamlar ve zamanlar yaratılmalı ve çocukların yaratıcılıklarını geliştirici oyunlar oynamalarına izin verilmelidir. Bunun için ailelerin oyuncak seçimi konusunda da bilinçlenmeleri gerektiğini belirtmek de fayda vardır. Son olarak belirtmek gerekir ki; “özgür olmayan bireyin oyun oynaması mümkün olmadığı gibi, sanat ve bilim yapması da mümkün değildir.” [12] Sanat ve oyun ancak özgür ortamlarda ortaya çıkabilirler ve toplumların ileri gitmeleri ancak özgür ve yaratıcı bireyler sayesinde gerçekleşebilir.

[12] Doç. Dr. Karayağmurlar, Bedri, Yüksek Lisans Tezi,sy:197

KAYNAKÇA :
KİTAPLAR
– ERİNÇ, M. Sıtkı, Sanat PsikolojisineGiriş, Ayraç Yayınları, Ankara-1998

- FISCHER, Ernst, Sanatın Gerekliliği, Payel Yayınları, İstanbul- 2003

- FREUD, Totem ve Tabu, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul-1998

- Doç. Dr. KARAYAĞMURLAR, Bedri, Yüksek Lisans Tezi, İzmir-1990

- KEHNEMUYİ, Zerrin, Çocuğun Görsel Sanat Eğitimi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul-2002

- KIRIŞOĞLU,Olcay Tekin, Sanatta Eğitim, Pegem A Yayınları, Ankara-2002

- KÜKEN, Gülnihal, Felsefe Açısından Eğitim, Alfa Yayınları, İstanbul -1996

- LENOIR, Beatrice, Sanat Yapıtı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul-2003

- MAY, Rollo, Yaratma Cesareti, Metis Yayınları, İstanbul-1998

- Prof. Dr. TURGUT, İhsan, Sanat Felsefesi, Üniversite Kitabevi, İzmir-1993

İNTERNET – http://www.ronesans19.8k.com/egitim%20sanat%20oyun.html (22 Mart 2003)

- http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=682 (18 Ocak 2004)

- http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=111 (18 Ocak 2004)

- http://www.hkmo.org.tr/download/felsefe/filozoflar/schiller.htm (18 Ocak 2004)

- http://www.dergi.org/122000/1203.htm (18 Ocak 2004)

- http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=455 (18 Ocak 2004)

- http://www.felsefe.4t.com/felsefe_sanat.htm (18 Ocak 2004)

- http://www.fotografya.gen.tr/issue-12/sanat_ve_felsefe.html (18 Ocak 2004)

- http://sozluk.sourtimes.org/ (18 Ocak 2004)

- http://www.felsefem.net/sanat.html (18 Ocak 2004)

- http://www.okuyanus.com/icerik.asp?IcerikID=789 (18 Ocak 2004)

- http://www.gutenberg.net/etext99/poetc10.txt (18 Ocak 2004)

- http://www.eng.deu.edu.tr/demo/sayfa3.htm (18 Ocak 2004)

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 72 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: